Hiroşima'dan Fukuşima'ya basın açıklaması

Bu basın açıklaması 8 Ağustos Cumartesi günü Çevre için Medya ve İletişim konulu Avrupa Birliği'nin destekleriyle düzenlenen çalıştayın Sinop ayağındaki oturum tamamlandıktan sonra Gerze'deki Termik Santral mücadelesinin sembolü olarak kurulan Direniş Evi önünde çalıştayın katılımcıları tarafından okunmuştur .

70 yıl önce Amerika Birleşik Devletleri , 6 Ağustos’ta Hiroşima’ya ve ondan 3 gün sonra 9 Ağustos’ta Nagasaki’ye atom bombalarını attı. Bombanın atıldığı noktadan 3 kilometre çaplı alan içerisinde herşey yandı , etrafa radyoaktivite yayıldı çünkü atılan atom yani uranyum bombasıydı. Hiroşima’da 140 bin , Nagasaki’de 80 bin insanın bir kısmı anında diğer bir kısmı ise aynı yılın sonunda hayatını kaybetti. Bugün o faciadan kurtulmuş olup hatıralarını yazanlar ve anlatanlar “ Cehennemi yaşadıklarını” söyler . Faciayı yaşayıp kurtulmuş olanlar radyasyona maruziyetlerinin yarattığı kanser ve benzeri hastalıklarla yaşamak zorunda kalacağı için “hibakuşa” olarak adlandırılmıştır . Çünkü toplumun bunu bilmeye ihtiyacı vardı : Toplum hibakushalardan çok hibakushaların yaşadıklarını yaşamaktan korkmuştur . Hibakuşalarla evlenilmez , hibakushalarla iş yapılmaz onlara ev verilmezdi . Toplum içinde ikinci sınıf bir vatandaşlık doğmuştu . Onlar kanser olup ölecekti . Toplumdan dışlandılar .

2011 yılında Japonya’da Fukuşima nükleer santralinin patlaması Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaydığı radyasyonun 168 katı kadar radyasyonun yayılmasına sebep olmuştur. Sadece 30 kilometre çaplı bölgedeki insanlar tahliye edilmiştir. Gerçek maruziyet ise 250 kilometre çaplında bir alanda bugün hala yaşanmaktadır. Japon toplumunda yeni hibakuşa- lar yaratılmıştır . Bilimsel veriler Fukuşima öncesinde çocuklarda milyonda 1 oranında görülen tiroit vakalarının on yılın sonunda milyonda 400’e çıkacağını göstermektedir. Toplum çok çeşitli hastalıklarla mücadele etmektedir . Devlet ise ödemesi gereken tazminatları ödemekten kurtulmak için tahliye edilen ve evlerine dönmek istemeyen 170 bin insanı evlerine geri döndürmeye çalışmaktadır.

Bugün Fukuşima nükleer santralinde sorunlar devam etmektedir . 1, 2 ve 3 no’lu reaktörlerde melt down yani erime olmuştur , nükleer santral içerisindeki reaktörlerden uranyum yakıtı içinde bulunduğu tübü delerek yere akmıştır oradan yer altı suyuna karıştığı anlaşılmıştır.
Japonya nükleer facianın üzerinden 5 yıl geçmişken hala sorunlarla boğuşmaktadır. Japon toplumu nükleer santralleri kapattırmışken Türkiye Fukuşima faciasından 3 yıl sonra nükleer santral kurması için Japon Hükümeti ile anlaşmıştır. Nükleer santraller nükleer silahlanmanın ambalajı olarak kullanılmaktadır. Türkiye ile Japonya arasında yapılan nükleer anlaşmada Türkiye’nin nükleer santralin atıklarından plutonyum üretebileceği yazmaktadır. Türkiye’nin gerçek amacı nükleer santrallerden enerji üretmek midir yoksa nükleer silah yapmak mıdır? Eğer enerji üretmekse şu iyi bilinmelidir ki Japonya , 4 sene boyunca hiçbir enerji kısıntısı yaşamadan tüm nükleer santralleri kapalı bir şekilde endüstriyel üretimini devam ettirebilmiştir . Almanya gibi sanayileşmiş bir ülke 2020’ye kadar tüm nükleer santrallerini kapatmayı taahhut etmiş ve bu yolda ilerleme kaydetmektedir.

Sanayileşmiş ülkeler gelişkin sanayilerinin ihtiyaç duyduğu enerjiyi başka kaynaklardan temin ediyorsa Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olarak daha fazla bir elektirk enerjisine ihtiyaç duyması mümkün değildir. Kaldı ki Eneji Bakanı’nın kendisi Türkiye’de geçen aylarda yaşanan 24 saatlik elektrik kesintisinin arz fazlalığından olduğunu ifade etmiştir.

Bizler nükleer santrallerin nükleer silahlanma aracı olduğunu biliyoruz . Bugün ISID’le , yarın yaratılacak başka bir düşmanla mütemadiyen savaşmak için , savaş ekonomisinden nemalanmak için ne kendi ülkemizde ne başka bir ülkede ne de dünyada savaşın desteklenmesini kabul etmiyoruz.

Nükleerin ham maddesine de , santraline de, atığına da HAYIR !
Nukleersiz.org