Fukuşima-Japonya

Reaktörlerde Çekirdek Erimesi

 

2011 yılının Mart ayında Fukuşima 1 No’lu Nükleer Santrali’ndeki üç reaktörde meydana gelen çekirdek erimesi Dünya okyanuslarında kaydedilmiş en büyük radyoaktif kirlenmeye sebep oldu. İlaveten toprağı, havayı, yiyeceği ve içeceği kirletmiş, halkı da tehlikeli radyasyon seviyelerine maruz bıraktı. Felaketin sağlığa etkilerinin tam anlamıyla tahmin edilebilmesi için henüz çok erkense de salınan yüksek miktardaki radyoaktivite nedeniyle ilerleyen yıllarda on binlerce kanser vakası görülecektir. Her kanser vakası, kişinin ailesini ve çevresini de etkilediği için bir kişiden fazlasını ilgilendirir.

 

 

30Mart 2011 tarihinde, deprem ve tsunamiden 3 hafta sonra reaktörde meydana gelen çekirdek erimelerinden sonra İitate Kasabası’nın çocukları radyoaktif kontaminasyon testinde görülüyor

Foto: © Naomi Toyoda

 

Tarihçe

 

11 Mart 2011’de 9 şiddetinde bir deprem Japonya’nın kuzeydoğusunu vurdu ve Fukuşima 1 No’lu Nükleer Enerji Santrali’ne ciddi hasarlar verdi. Takip eden tsunami, bölgede daha fazla hasara yol açtı ve durumu karmaşık hale getirdi. Meydana gelen elektrik kesintisi nedeniyle reaktörler soğutulamadı ve bu durum yakıt çubuklarının erimesine sebep oldu. Tokyo Elektrik Şirketi (TEPCO)’ne göre Reaktör 1’deki yakıt çubuklarının tamamı, Reaktör 2’deki yakıt çubuklarının %57’si ve Reaktör 3’teki yakıt çubuklarının %63’ü eridi. Eriyen yakıt çubuklarının sebep olduğu ısı ve basınç kullanılmış yakıt tankı olan Reaktör 4’te çoklu patlamaya ve yangına sebep oldu. Fukuşima Nükleer Santral’inin işletmecisi dolayısıyla felaketin de sorumlusu olan TEPCO, radyoaktif buharı havaya saldı ve soğutma suyu sistemi çalışmadığı için mecburen deniz suyunu reaktörün içine pompaladı. Çaresiz durumda kalınarak alınan aksiyonlar,  Çernobil’deki gibi daha büyük patlamaların olmasının önüne geçti fakat, aynı zamanda muazzam bir radyoaktif kirliliğin yeraltı su rezervlerine ve okyanusa karışmasına sebep oldu. Ayrıca, yangınlar sebebiyle ortaya çıkan emisyon, buharlaşma ve hava püskürtme, nükleer serpintiyi her yöne taşıyan bir takım radyoaktif bulutlara sebep oldu. Nükleer serpintinin %79’u Pasifik okyanusunu geçti ve kalanı Tokyo dahil Japonya geneline dağıldı. Radyoaktif kirlilik 15 Mart’ta radyoaktif parçalar kuzeydoğu yönündeki ve bugün en yoğun radyoaktif kontaminasyona uğramış bulunan İitate ve Namie kasabalarına doğru estiği zaman en ciddi boyuta ulaştı. Fukuşima 1 No’lu Nükleer Santrali’nden 20 kilometre yarıçaplı alanda yaşayan, toplam 200.000 kişi evlerini terketmek zorunda kaldı. Iitate ve Namie gibi bu alan dışında olmakla beraber yüksek derecede radyoaktif kirliliğe maruz kalan yerler haftalar sonra boşaltıldı. Fakat kaos ortamında insanlar rüzgarın yönü öngörülmediği için radyoaktif olarak çok daha kirli yerlere gönderildi. Daha hazırlıklı olunmasına rağmen hükümet, bölgedeki nüfusun panik halini önlemeye çalışırken iyot tabletlerinin kullanmasını duyurmakta başarısız oldu. Fukuşima nükleer santralinde meydana gelen kazanın ardından, tehlikenin seviyesi 7 olarak tayin edildi. 7. seviye  Uluslarası Nükleer Vaka  Çizelgesi (INES)’ndeki en yüksek derece olup, tarihte ilk kez 1986’da meydana gelen Çernobil Felaketi’nin bu seviyede bir kaza olduğu ilan edilmişti.

 

Çevreye ve Sağlığa Etkileri

 

Fukuşima Nükleer Felaketi’nin ilk dört günündeki toplam atmosferik emisyonu, Çernobil Felaketi ile salınan iyot 131 emisyonlarının %20’sine ve sezyum137 emisyonlarının %40-60’ına kadar yükseldi. Buna ek olarak stronsiyum90, ksenon133, plütonyum239 ve başka radyoaktif maddeler de açığa çıktı. Pasifik Okyanusu’na 9 petabekerelden(petabekerel= katrilyon bekerel) daha fazla sezyum137 ile 68 petabekerelin üstünde iyot131’in salınmasıyla okyanusta bugüne kadar kaydedilmiş en fazla radyoaktif boşaltım gerçekleşmiş oldu.

 

Radyoaktif serpinti toprağı, bitkileri ve yeraltı su rezervlerini de kirletti. Uzun vadede radyoaktif tozun solunumu veya kirlenmiş yiyecek ve içeceklerin sindirimi nedeniyle oluşacak olan, dahili radyasyon halk sağlığına yönelik en büyük tehdidi oluşturur. Yüksek radyasyon dozları, etkilenen bölgelerde yetiştirilen her tür meyvede, sebzede, ette, balıkta, deniz gıdalarında, pirinçte, sütte, çayda hatta musluk suyunda tepit edildi. Güney Almanya’da Çernobil nükleer serpintisine maruz kalan bölgelerden bilinmektedir ki 30 yıl sonra dahi yerel ürünler güvenle tüketilemeyecek kadar yüksek radyasyon içeriyor olabilir. Dolayısıyla,  Japonya’nın özellikle kuzeydoğusunda, tarımsal üretim veya balıkçılığın uzun bir süre mümkün olmayacağı öngörülebilir.

 

Radyoaktiviteden en ciddi etkilenenler vücutları radyasyona daha duyarlı olduğu ve alışkanlıkları onları daha yüksek dozlara maruz bıraktığı için çocuklardır. İlk klinik çalışmalar, radyasyondan etkilenen nüfusta, pediyatrik tiroit kanserlerinin çok yüksek oranda olduğunu gösterirken görüntülemelerde, çocuklarda yüksek seviyelerde radyoaktif sezyum137 ve iyot131 tespit edilmiştir. Gelecek yıllarda yüzlerce ilave kanser vakasının olacağı tahmin edilebilir. Radyoaktif  kirliliğin dahili kansere yol açtığını ispatlamak, sigara nedeniyle akciğer kanserine yakalananlarda olduğu gibi ispatlanması kolay bir durum değilse de, kanserde normal bulgulardan önemli bir sapma görülmektedir. Gelecek yıllarda gerçekleştirilecek kanser araştırmaları, kanserin nedenleri üzerine daha net, ayırt edici tahminler yapılmasını sağlayabilecektir.

 

Nüfus içinde kolektif efektif dozun baz alınmasıyla tahmini kanser vakalarını hesaplamak  mümkündür. “Güvenli doz radyasyon” diye bir şey olmamakla birlikte, alınan radyasyon dozu ile kanser riski arasında doğrusal bir korelasyon bulunduğu kabul edilir. Yeterince büyük bir nüfusta küçük dozların da sağlığı önemli şekilde etkilediği anlaşılabilir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yayınlanan doz tahminleri baz alındığında, Fukuşima’dan yükselen nükleer serpintinin ilerleyen yıllarda 22.000 ile 66.000 kişi arasında ilave kanser vakasına sebep olacağı tahmin edilmektedir. Kuvvetle muhtemeldir ki, WHO’nun hesaplamaları sistematik olarak beklenen kanser vakalarını düşük göstermeye dönüktür, dolayısıyla gerçek karşılaşılacak kanser vakaları çok daha yüksek olabilecektir.

 

Genel Değerlendirme

 

Fukuşima 1 No’lu Nükleer Santrali’ndeki durum hala kontrol altına alınamamıştır. Depremden 10 ay sonra dahi günlük  radyoaktif emisyon hala 1,440 megabekerel (mega bekerel=milyon bekerel) olurken  2013’te, karada ve deniz suyunda yeni radyasyon artışları ölçülmüştür. Aynı zamanda radyoaktif olarak kirlenmiş soğutma suyunun miktarı her gün 400.000 litre artmakta, bunların çoğu da okyanusa geri akmaktadır. Japon Hükumeti, bilim insanlarının, doktorların ve ebeveynlerin baskılarına boyun eğerek gıdalarda izin verilen radyoaktivite seviyelerini aşağı çekme kararı almıştır. Japon Parlamentosu’nun kurdurduğu Fukuşima Nükleer Kazası Bağımsız Araştırma Komisyonu tarafından Fukuşima Nükleer Santrali’nin yönetiminin bürokrasisi  üzerinden gerçekleşen rüşvet ve yolsuzluk konuları da “İnsan kaynaklı felaket”in ana sebebi olarak değerlendirilmiş ve nihai olarak tüm nükleer santrallerin devreden çıkarılması sağlanmıştır. Fakat tüm bunlara rağmen Japonya’da nükleer enerjinin geleceği hala net değildir. Başbakan Abe Hükümeti, nükleer endüstri ile kuvvetli bağlara sahip olduğu gibi santrallerin pek çoğunu tekrar başlatmak için çağrıda bulunmaktadır.

 

Bugün hala Fukuşima’da radyasyon ölçümleri yapılmaktadır.  Çocuklar dışarıda oynarken solunum maskesi takmakta, okul yolları üzerindeki radyoaktif sıcak bölgelerden geçmektedir. Çocukların bölgedeki radyoaktif olarak kirlenmiş oyun alanlarına, spor sahalarına ve plajlara girmesi ise yasaktır. Bu çocuklar hayatlarının geri kalanı boyunca da tıbbi testlere maruz kalacaklardır. Bu nedenle Fukuşima Felaketi‘nin radyoaktif serpintilerinden etkilenen insanlar kendilerini “Hibakuşa”olarak adlandırmıştır.  Nükleer felaketin sonuçlarının tam anlamıyla tahmin edilebilmesi için henüz çok erkendir. Bunun için geniş ölçekli epidemiolojik çalışmalar gerekli olup, bu çalışmaların nükleer lobi ile bağlantısının bulunmaması, bağımsız bilim insanları eliyle yapılması çok büyük önem taşımaktadır. Nükleer endüstrisi ile bağı olan araştırmacıların ortaya attığı “radyasyonun sağlığa herhangi bir etkisinin olmayacağı” şeklindeki  iddialar ise bilimdışı ve gerçeği küçümseyicidir. Gelecekleri hakkındaki gerçeği bilmek Fukuşima’daki Hibakuşa’ların hakkıdır.

 

Kaynak: www.nukleersiz.org

Hibakusha Worldwide Poster Exhibition – <Fukushima/Japan>.

IPPNW, 2014. www.hibakusha-worldwide.org