2 nükleer santral planı aktif ama, radyoaktif temizlikten bihaber Türkiye !

Türkiye, 1955 yılında imzaladığı Barış için Atom anlaşmasından beri nükleer santral planlarını hazırda tutan ancak başından 4 ihale deneyimi geçmiş olsa da nükleer santrali bulunmayan fakat, İkitelli’de kanser tedavisinde kullanılan radyoterapi cihazının “hurda” diye atılmasıyla “Dünyanın en önemli 20 radyoaktif kazası” listesine girebilmiş bir ülke. Yine de nükleer santral kurulması konusunda iddialı, nitekim 2010 yılında ilk defa Rusya ile imzalayarak tanıştığı “uluslararası anlaşma” ile bu niyetine devam ediyor, ulusüstü olmasından mütevellit hiçbir yasal engel tanımayan bu anlaşmanın bir benzerini de 2013 yılında Sinop’ta ikinci bir nükleer santral kurulması için Japonya ile imzaladı. Ancak nükleer girişimcilikte deha Türkiye herhangi bir nükleer hukuk alt yapısına sahip değil ve aslında radyoaktif temizlikten bile bi haber!

Şimdi size Gaziemir’in sadece adının bende yaptığı bir çağrışımla, gazi olması farz ya da emir kabul edilen insanlarının, sürüklendiği son iki yılda, yetkililerin duyarsızlığıyla zirve yapan 80 yıllık bir süreçten bahsedeceğim.

Hikaye 1940 yılından beri İzmir/Gaziemir’in Emrez mahallesinde 70 dönümlük arazi içinde 70 yıl faaliyet göstermiş olan Aslan Avcı kurşun fabrikasının arkasında bıraktığı radyoaktif atıklara temellenir, bu atıkların da çevre halkı üzerinde 7’den 70’e iz bırakmasıyla serpilir, gelişir. 2007 yılında yapılan araştırmalar neticesinde fabrika bahçesine radyasyonlu atıkların gömülü olduğu tespit edilir. Sözkonusu atıklar Türkiye’ye yasal girişi olmayan nükleer çubukların eritilmesiyle oluşan nükleer atıklardır. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu(TAEK) araştırma yaparak, alanda “radyasyon kaynağı” bulunduğunu ve bu kaynağın Europium-152 olduğunu açıklar. Bu arada fabrika 2007 yılında şikayetler üzerine tespit edilen fabrikanın bahçesinden çıkan duman ve çevre halkında görülen hastalıklar devam eder. Bu arada fabrika 2010 yılında terk edilerek İzmir’in Torbalı ilçesine taşınır. TAEK tarafından yapılan bildirimden tam 5 yıl sonra 2012 yılında Serkan Ocak‘ın Radikal’deki haberiyle nükleer skandalla ilgili altı boyunca herhangi bir önlem alınmadığı ortaya çıkar.
İlk dava 2014’te açılır

2014 yılının Mart ayında Gaziemir’de bahçesinde nükleer atık tespit edilen fabrikanın sorumluları hakkında “çevreyi kasten kirletmek” suçundan açılan dava açılır. Davanın yürütücülüğünü o dönemde Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ile EGEÇEP adına davaya müdahil olan ve sonrasında da her adımı takip edecek olan Av.Arif Ali Cangı yapar. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, radyoaktif atıkları toprağa gömdüğü ileri sürülen eski kurşun geri kazanım fabrikasına 5,7 milyon liralık ceza kesildiğini ve bunun Türkiye’de verilmiş en yüksek çevre cezası olduğunu duyurur.

Öte yandan tesis içerisinde terk edilen cüruflar (saf olmayan metal) da çevre halkı için tehlike saçmaktadır, mahalleli yağmur yağdığı zamanlarda kötü kokunun yayıldığını, kimyasallar nedeniyle toprakta patlamalar meydana geldiğini anlatır. Mahallede bulunan çocuklar radyasyon dolu alanda oyun oynamakta, hayvancılıkla uğraşan mahallelilerin hayvanları da alanda başı boş olarak dolaşmakta, kısaca hiçbir önlem alınmamaktadır. Bu duruma tepki gösteren mahalle sakinleri, davanın müdahilleri yetkililere seslenerek yaşanan mağduriyetin bir an önce giderilmesini ve atıkların temizlenmesini talep eder.

2014 yılında Turanlar A.Ş adında bir firma TAEK gözetiminde radyoaktif temizlikle görevlendirilir. Bu şirketin Genel Müdürü Serhat Emanet’in yaptığı açıklamalar 55 noktada TAEK / ÇNAEM Nükleer Atık Bölümü Başkanı Doç. Dr. Bektaş Karakelle ve ekibi tarafından sahanın taranarak ölçümlerin yapılacağı ve 2015 yıl sonuna kadar bu kimyasal kirliliğin temizlenmiş olacağı yönündedir. Ancak Turanlar A.Ş ÇED başvurusu ve onayı almadan gelişigüzel radyoaktif temizlik yapmaktadır, çevre sakinlerinin ve davaya müdahil olanların itirazları yine yükselir ve mahkeme tarafından 27.05.2014 tarihli ÇED Gerekli Değildir kararı verilir.
Ne demek “ÇED gerekli değildir?”

Fabrika çevresindeki mahalle sakinleri, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, “ÇED gerekli değildir” kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali için dava açar. Yeni açılan davanın sonucunda, Gaziemir’de ortaya çıkan radyoaktif atıkların nükleer santral atığı olması, çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan başlanacak çalışmanın çevre sağlığı ve canlı yaşamı için tehlike yaratması, ÇED’ siz işlemin sağlıklı çevrede yaşama hakkının yok saydığı ve ulusal mevzuata ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu gerekçeleriyle Mahkeme, “ÇED gerekli değildir” kararının iptaline hükmeder.
“Radyoaktif maddelerin ayrıştırılmasında ÇED bir gerekliliktir”

Gaziemir’de radyoaktivite içeren maddelerin ayrıştırılmasının seçme-eleme kriteri aranacak projeler arasında sayılmamış olmasınının da tehlikeli bir maddenin ayrıştırılması işleminin de radyoaktif atıkların nihai bertarafı ” kapsamında olduğu ve ÇED Projesi gerektirdiği anlaşılır. Zira nükleer yakıtların yeniden işlenmesi, radyasyondan arınmış nükleer yakıtların veya sınır değerin üzerinde radyasyon içeren atıkların işlenmesi, radyasyonlu nükleer yakıtların nihai bertarafı gibi işlemler için de ÇED alınması gerekmektedir.

İzmir 2.İdare Mahkemesi de 26.05.2015 tarih ve 2015/85 Esas ve 2015/780 Karar sayılı kararının içeriğiyle özetle; “…Radyoaktif kirleticiler özellikle insan, hayvan ve bitki sağlığına olumsuz etkiler yaparak çevreyi ve ekolojik dengeyi bozan, canlılarda genetik değişikliklere yol açan, insan ve diğer canlılara zarar veren maddelerdir. Bu yüzden radyoaktivite içeren atıkların ayrıştırılması ve bertarafında mutlaka “ÇED yapılmalıdır” hükmüne varılır.
Gaziemir’in bugünü

Bugün ise Mahkemenin ÇED gereklidir kararına rağmen Turanlar A.Ş radyoaktif temizliği yine gelişigüzel yapıyor hatta aynı fabrikanın bahçesinde toprağın altına gömülü radyoaktif atıkları 200 metre ileride bir noktada eledikten sonra kalanı ilk kazdığı yerin bir 50 metre ilerisinde bir başka noktaya gömüyor. Tüm bunlar çıplak gözle bile çitlerin arkasından izlenebilirken yapılan işlemlerdeki uygunsuzluğun üçüncü kişilerce farkedilmemesi için talimat aldığı düşünülen işçiler bu faaliyetlerini geceleri gerçekleştiriyor.

16 Kasım 2015 tarihinde de TAEK Başkanlığına “Mahkeme kararına aykırı işlem ve eylemlere izin verilmemesini, Anayasanın 138.maddesi gereğince ayrıştırma ve bertaraf projesi için çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) sürecinin derhal başlatılması” nı talep eden bir dilekçe gönderilir, eş zamanlı olarak da TAEK hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına dava açılır. İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik Müdürlüğüne de mahkeme kararına aykırı işlem ve eylemlerin tutanak altına alınarak, ilgili mercilere iletilmesi için dilekçe verilir. Ayrıca 1.dereceden sorumlu T.C İzmir Valiliği ile ilgili makamlar olan T.C Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile TAEK’e hitaben bugün de aktif olan Change.org kampanyası başlatılarak Turanlar A.Ş’nin yapacağı radyoaktif temizlik prosesleri için ÇED alınması talebi bir kez de yurttaş insiyatifiyle de dile getirilir.
Mahkeme kararı uygulanmıyor

Nihai aşamada ÇED alınması için mahkeme kararı bulunmasına rağmen mahkeme kararının uygulanması için başka güçlerin varlığına ihtiyaç duyulduğu aşikardır. Karşı karşıya kalınan sonuç bu konuda da hukuk devletlerinde görülen benzer aşamalardan geçilmediğinin ispatıdır. Sadece radyoaktif kimyasalın temizliğinin yapılması için dahi resmi, hukuki mahkeme kararı uygulanamazken nükleer santral kurulduğunda göze hiç görünmeyen radyoaktif müdahaleler halinde sessiz sedasız hangi haksızlık ve hukuksuzluklara maruz kalacağız? Kaldı ki daha bir kaç ay önce Rusya ile yaşanan diplomatik ,ekonomik, siyasi, sosyal krize rağmen Türkiye hükümeti Akkuyu için acele kamulaştırma kararını dün imzalamışken…

Bugün hala Aslan Avcı fabrika alanı ile mahalle sakinlerinin yaşam alanları arasında yer alan tellerin ardında elenerek evlerin bacalarından, insanların ciğerlerinden içeri bir kırmızı toz süzülür. Yıllar sonra bu tozun tiroit hastalıkları, cilt hastalıkları şeklinde tezahür etmesi Emrez mahallesinin sakinlerinin bugün sakin kalamayışının sebebidir. Fabrikaya komşu evlerde cilt kanseri olan iki kişiden biri Şerife Hanım daha 6-7 ay önce hayatını kaybetmiştir, kadınlarda düşük vakalarına sıkça rastlanmakta, gençler, çocuklar sadece yaşadıkları yere değil geleceklerine de yabancılaşmaktadır.