Çerno-bill: Dünyaya çıkan maddi manevi fatura

Bugün Çernobil’in 30.yıldönümü, nükleer santral karşıtları için meydanlarda olma, söz söyleme, haykırma, uyanma, uyandırma günü. Bir nevi “bayram telaşı” barındırıyor içinde. Özellikle 30 yıl önce Çernobil’den Karadeniz‘e ilerlemiş bulutların altında her yıl olduğu gibi bugün de insanların toplanarak, şarkılar söyleyerek geleceğe sağlıklı yaşama umudunu kah fısıldadığı kah haykırdığı, kayıpları anarak geleceği kurtarma telaşının yürekleri ateşlediği gün bugün. Çünkü Karadeniz’in Çernobil hafızası hepimizinkinden derin, en çok onlar biliyor yağmurdan nasıl kaçılır, çay içmeden nasıl yaşanır, toprak nasıl gömülür, balık tutulur ama yenmez… Aslında yine de şanslıyız çünkü nükleer santrallerin yaşamı gaspeden duruşunun karşısında bir toplumsal hafıza var o 1986’da 20 yaşında olanlar bugün 50 yaşında, lakin zaman geçiyor, tanıklar azalıyor… Bununla birlikte şuna emin olabilirsiniz ki nükleer santrallere karşı bilinç yükselmesi ve hareketlilik devam edecek çünkü nükleer santrallerin de bir ömrü var ve özellikle hep daha fazlasını isteyen kapitalist sistemin uzatmaya çalıştığı her nükleer santral ortaya çıkaracağı sonuçlar itibariyle potansiyel birer “Çernobil” barındırıyor içinde. Dolayısıyla, 5 yıl önce yaşanan Fukuşima nükleer santral kazasının bugün de devam ettiği ve önümüzdeki on yıllar boyunca da devam edeceği gerçeğiyle Çernobil hafızası üzerinde domino etkisi yaptığını görerek nükleer santralleri dünya halklarının kaldıracağına inanmakta beis görmüyorum.

Diğer taraftan Çernobil sadece geçmişten değil gelecekten de çalıyor, Avrupa ülkelerinin de maliyetine ortak olduğu faturanın bedeli şimdilik 800 milyon Avro. Şimdilik diyorum çünkü nükleer santrallerle ilgili hesapların inşaatından atık bertarafına kadar evdeki hesaba uyduğu görülmüş şey değil. Klasikleşen Çernobil etkilerinin biraz daha kalıcı şekilde akıllara yerleşeceği umuduyla ingilizce fatura anlamına gelen “bill”den esinlenerek Çernobil kelimesiyle oynadığım geçen seneki yazımı güncelleyerek paylaşıyorum.

Reaktör patladığı zaman tonlarca radyoaktif madde havaya karıştı, radyoaktif serpinti Beyaz Rusya ve Ukrayna’yı kapladı. Eski Rusya hükümeti politik kaygılarla, 1 Mayıs yürüyüşüne katılımın aksamaması için herhangi bir uyarıda bulunmadı, böylece bir hata daha yaptı ki bu hata tahliye işlemlerine ve dekontaminasyon çalışmalarına başlanmasında büyük zaman kaybettirdi, etkileri 600 yıl devam edecek durumlar yaşandı . Kazanın ağırlıklı etkilerinin Pripyat kasabasına 4 kilometre mesafedeki 30 kilometre yarıçaplı bir alanda yaşandı ki burası bugün hala girilmesi yasak olan bir bölge . Çevresindeki 200 kilometrekarelik alanda yaşayanlar ise kazadan sonra tahliye edildi ve sözkonusu alanda 100 yıl boyunca kimsenin ikametine izin verilmeyecek. Çernobil kazasını izleyen ilk 10 yıl içerisinde kanser oranları felaketin öncesine göre Ukrayna’da %230, Beyaz Rusya’da %180 arttı. Ortalama insan ömrü Ukrayna’da 74’ten 58’e düştü. Ukrayna ‘da ders saatleri çocuklar mental sorunlar yaşadığı için 10’ar dakika azaltıldı ve stres olmasınlar diye 9.sınıfa kadar sınavlar kaldırıldı.

Çernobil, Eski Rusya’nın çöküşüne zemin hazırladı mı?

Dünyaya felaketi, İsveçli bilim insanlarından öğrendi. Reaktör patlamasıyla bütün radyoaktif maddeler atmosfere karıştı, milyonlarca insanın hayatına karabulutlar olarak çöktü. Sadece insanların hayatı değil rejim de değişti, unutmayalım ki Çernobil’den 5 sene sonra Eski Rusya (SSCB) yıkıldı. Araştırmacıların Eski Sovyetler birliğinin Çernobil felaketinden 5 yıl sonra dağıldığına dikkat çektiği, Çernobil felaketi yaşanmasaydı Ukrayna, Beyaz Rusya ve Litvanya ve Rusya ile diğer devletler arasındaki bağın zayıfladığına dair görüşleri bulunmaktadır .

Esasında insan hatasının bir nükleer santral kazasına sebep olmasının tolere edilemeyecek sonuçları meydana getirdiği göz önüne alınırsa bir nükleer santrali işletmenin kendisi bir hatadır. Nasıl ki Fukuşima, Çernobil faciasından 25 yıl sonra meydana gelebilmişse, ileriki bir dönemde dünyanın herhangi bir yerindeki nükleer santrallerden birinde, ikisinde benzer bir sonuç yaşanabilir. Şimdiye dek hükümetin izlediği politika gösteriyor ki Türkiye bu facia potansiyeline dahil olmayı istemektedir.

Çernobil’in tehlike potansiyeli baki

Ukrayna bugün hala Çernobil kazası sonrasında santral içerisinde bulunan radyoaktif materyallerin (100 tonluk uranyum ve 1 ton plutonyum) dışarıya sızmaması ve uygun şekilde santral dışına taşınması için kaynalarını seferber etmektedir. Bu amaçla 2010 yılında dev bir mühendislik projesine başlanmıştır. Buna göre Çernobil nükleer santralinin üstü 31 ton koruyucu çelik kullanılacak, 100 metre yüksekliğinde 165 metre genişliğinde yayı 260 metre dev bir kubbe örtülecektir. Proje bittiğinde patlamanın olduğu reaktör teflon yüzeyle kaplanmış olacak ve üstelik sadece 100 yıl kadar koruma sağlayacaktır . Reaktörün içerisindeki radyoaktif malzemeler ancak bu operasyon sonrasında dışarı çıkarılabilecektir. Aklıma Finlandiya’da 2020 yılı itibariyle kullanıma açılacak Oikluito Kalıcı depolama tesisi geliyor. Oikluito tesisi hakkındaki yazıma şuradan ulaşabilirsiniz

Onkalo Atık deposu 100 yıl kadar faaliyet gösterip, Finlandiya’nın nükleer atıklarını saklayacağı bir tünel olarak yer altına inşa edilip 100 bin yıllığına ağzı mühürlenecek bir depolama alanı olacak. Bu yaklaşımın gelecek nesilleri düşünmediği “benden sonra tufan” anlayışını barındırdığı ortada.

800 milyon Avro’luk yük

Girilmesi yasaklanan santral alanında sadece dev lahit inşasında çalışan işçiler bulunuyor. 2017 yılında tamamlanması planlanan ve toplam bedeli 800 milyon Avro olan projenin eksik olan 265 milyon Avro’luk kısmı tamamlandı mı bilinmiyor. Zira geçen sene bu eksiğin tamamlanması için Kiev’den sadece 70 kilometre mesafede olduğu için Avrupa devletleri proje maliyetine katkıda bulunması bekleniyordu.

Pınar Demircan
(Yeşil Gazete)