Çernobil’in üç tanığı Türkiye’de - Pelin Batu

27 yıl önce yaşanan faciada bölgeye sevk edilen tasfiye memurları ölümcül düzeyde radyasyona maruz kaldı. Memurlardan üçü trajedinin yıldönümünde Türkiye’ye geldi. Yirmi yedi yıl önce bugün bir felaket oldu. Çernobil patladı. Binlerce insan öldü, binlerce insan hastalandı, hastalanmaya da devam ediyor.

İlk önce üstü kapatılan bu facianın üzerine Sovyetler Birliği bölgeye 800 bin ‘tasfiye memuru’ sevk etti. Çoğu asker olan bu insanlar, halkı, hayvanları tahliye etti, nükleer istasyonu temizleyip kapattı. Bir çoğu oradan çıkmayacağını bile bile gitti. Çoğu öldürücü düzeyde radyasyona maruz kalıp gencecik yaşta öldü. Günümüzde ‘tasfiye memurları’nın yüzde 90’ı engelli.

Bugün, Çernobil trajedisinin yıldönümünde, ülkemize Yeşil Düşünce Derneği ve Nükleersiz.org tarafından davet edilen üç tane tahliye memurunun hikayesini dinleyeceksiniz. Bizde de yapılması planlanan iki tane nükleer santral var. Nükleer enerjinin atıkların yok edilmediğini, çok pahalı olup dış bağımlılık yarattığını biliyoruz. Ama Çernobil gibi eski teknoloji olsun, Fukuşima gibi yeni teknoloji olsun nükleerin hata kabul etmediğini nedense unutuveriyoruz. Nükleere ‘temiz enerji’ demeden önce durup bu insanlara kulak verin. Rus konuklarımız ve Çernobil hem de Fukuşima’da araştırmalar yapmış Dr. Angelika Claussen ile Karaköy’de buluştuk. O günlere döndük.

O günü anlatır mısınız? Reaktör patladıktan sonra neler oldu?

Nina Janchenko: Biz Çernobil’in çok yakınında olan Pripyat’ta yaşıyorduk. Patlama 26 Nisan’da olmuş. Ama devlet bizden sakladı. Biz gündelik yaşamımıza devam ettik. Rusya’da 1 Mayıs çok önemlidir. Binlerce insan, çoluk çocuk sokaklara dökülür. Faciayı bizden sakladıkları için o 1 Mayıs’ta da binlerce insan sokaklara çıktı, çocuklar radyasyona maruz kaldı. Benim eşim Çernobil’de mühendisti. Bölgeyi terk etmek istemedik. Ancak babam, kazadan sonra tasfiye memuru oldu ve torunu için kasabayı terk etmemizi istedi. Bunun üzerine Kiev’e gittik. Oraya varınca trajedinin boyutundan haberdar olduk. Ama hâlâ pek çok şeyi bilmiyoruz.

Mykola Bakieiev: Ben helikopter pilotuydum. Müteşekkirim, beni faciadan birkaç ay sonra,Haziran’da bölgeye gönderdiler. Şanslıyım çünkü Nisan ve Mayıs’ta gönderilen arkadaşlarımızın çoğu öldü.

Siz gittiğinizde tehlikenin boyutları az çok biliniyordu. Ama buna rağmen gittiniz...

Bu durumun psikolojik boyutu için bir fıkra anlatmak istiyorum. Bir uçakta ABD, İngiltere ve Sovyetlerin cumhurbaşkanları uçuyor ve biraz içtikten sonra konuşuyorlar. ABD cumhurbaşkanı, “Korumama uçaktan atlamasını söylersem hemen atlar.” Ve çağırıp, “Benim için paraşütsüz atlar mısın” diyor. Cevap şöyle oluyor: Seni seviyorum başkanım ama ailem var. Tamam diyor, atlamana gerek yok. İngiliz başkan da aynı şeyi yapıyor. Onun da koruması ailesini ve çocukları olduğu için atlayamayacağını söylüyor. Sıra Gorbaçov’a geliyor. Parmağını kaldırıyor, daha bir şey söylemeden koruması atlıyor. Havada tutuyorlar, içeri çekiyorlar. Neden atladın diye soruyor Gorbaçov: Benim çocuklarım var, o yüzden atladım diyor. Ayrıca, aldığımız radyasyonu da sakladık. Çünkü belli bir limiti geçince ehliyetimizi alıyorlardı. Bu da işsiz kalmak demekti. Sakladığım için 14 yıl daha pilotluk yapabildim.

Jurij Schumchenko: Şubat ayında çocuklarımla Kiev’in 80 kilometre uzağında iki odalı bir eve taşınmıştım. 26 Nisan’da Çernobil’de patlama oldu. Beni 13 Mayıs’ta yangınları söndürmek için bölgeye çağırdılar. İlk olarak bir bilim adamı öldü. Sonra oraya giren ilk 6 itfaiyecinin derileri soyuldu, hastaneye bile varamadılar. Günde dört beş defa bölgeye giriş yapıyorduk ve bir girdik mi, çıkmamız uzun sürüyordu çünkü itfaiye araçları dört, beş saatte radyasyondan arındırılıyordu. Üstelik üstümüzde özel maske ya da kıyafet yoktu. Sadece basit gaz bezi maskesi takıyorduk. Ağızımızda devamlı metal tadı vardı. Çok yüksek dereceler altında çalışıyorduk. Tek saklanabildiğimiz yer, itfaiye aracının arkasıydı.

Peki radyasyona maruz kalanlara nasıl müdahale edildi?

Nina: Bizde radyasyona maruz kalan insanlara 27’sinde itibaren iyot dağıtmaya başlamışlar.
Dr. Claussen: Geç kalmışlar. Aslında serpinti gelmeden 6 saat önce ve serpinti geldikten 6 saat sonra verilmesi lazım. Bunu geçince bir etkisi olmuyor. Fukuşima’dan sonra insanlara iyot hapı verilmedi. Devlet konuyu örttü. Sadece bir belediye başkanı bir deponun kapılarını kırdırarak insanlara iyot hapı dağıttı, o kadar. 

Dr. Angelika Claussen

Claussen, Nükleer Savaşın Önlenmesi İçin Uluslararası Hekimler birliğine (IPPNW) 1987’de üye oldu. 1997-2011yıları arasında yönetim kurulunda görev aldı, bu sürenin 8 yıllık diliminde başkanlık yaptı. Başlıca çalışma alanları arasında atom enerjisi kullanımına son verilmesi, düşük radyoaktiviteli uranyum mermileri hakkında araştırma ve bunların kullanımına son verilmesi yer alıyor. Claussen,  20 yılı aşkın bir süredir Türkiye İnsan Hakları Vakfının destekçisi. İPPNW’nin düzenlediği Çernobil Atom Santrali felaketi konulu kongreleri yönetti.

Mykola Bakieiev

9 Mayıs 1953’te doğan Albay Mykola Bakieiev, kazanın yaşandığı dönemde MI-6 helikopter pilotuydu. Çernobil Felaketi’nden sonra gerçekleştirilen temizlik çalışmalarında, 2 Haziran ile 7 Haziran 1986 tarihleri arasında çalıştı. Görevi Çernobil

Nükleer Santrali’nden farklı noktalara yük taşımaktı. Her inişten sonra helikopter pistleri yenileniyordu. Kullandığı helikopter bir ay içerisinde sadece iki hafta kullanılmasına rağmen emekli edildi. Kendisi de 1993 yılında sağlık sorunları yüzünden emekliye ayrıldı.

Nina Janchenko

Kendi kelimeleriyle ‘Çernobil isimli çok güzel bir bölgede’ doğan ve büyütülen Nina Janchenko kazaya kadar eşi ve en büyük oğlu Andrew ile yaşıyordu. Janchenko, Jupiter isimli bir radyoda, eşi ise Çernobil Nükleer Santrali’de mühendis olarak çalışıyordu. Kazanın yaşandığı gün hiç bir korkuları olmamış, günlük yaşamlarına devam etmişler. Hiçbir zaman Pripyat’ı terk etmek akıllarına gelmemiş. Ancak Kiev’e vardıklarında kazanın gerçek boyutlarından haberdar oldular...

1989’da Nina Janchenko ‘Ukrayna Çernobil Birliği’ni kurdu.

Jurij Schumchenko

Eğer Çernobil Felaketi yaşanmasaydı, 1986 yılı hayatının en güzel yılı olabilirdi. Schumchenko, 1986 yılının Şubat ayında eşi ve çocukları ile birlikte Kiev’in 80 kilometre uzağında, iki odalı bir eve taşınmıştı. Yeni evini, eşini ve küçük kızını geçindirmek için ordudaki görevine daha da fazla asılıyordu. Kazanın yaşandığı güne dair ılık bir bahar havası ve yoğun bir korku hatırlıyor. 10-25 Mayıs 1986 tarihleri arasında boşaltma bölgesinde, yangınları söndürdü ve radyasyona maruz kalan binaların temizliğinde çalıştı.

‘Facianın boyutunu yeni yeni anlıyoruz’

Çernobil tahribatını temizlemek için bölgeye giden tasfiye memurları tehlike altında olduklarının farkındaymış. Dr. Angelika Claussen ise radyasyona maruz kalanlarda kanserden çok kalp krizinin görüldüğüne dikkat çekiyor.

Tahliye memuru olarak ne yaptınız orada?

Jurij Schumchenko: Ben çalışmaya başladığımda bize söylenen yangın söndüreceğimizdi. Ama tam olarak yaptığımız iş radyoaktif toz bulutlarının havaya kalkmaması için Japon ve Sovyet üretimli özel maddeler vardı, her tarafı onlarla kaplıyorduk. Bölgeden birkaç kilometre uzaklıkta büyük kazanlarda toz halindeki maddeler suyla karıştırılarak kaynatılıyordu. Sadece kaynar şekilde etkisi vardı. Biz bu kaynamış maddeyi itfaiye araçlarıyla oraya götürüyorduk. Kuruduktan sonra bir zar gibi her şeyi kaplıyordu. Bu çalışmaları yapılırken çok büyük bir sorun daha vardı. Daha yeni öğreniyoruz. O zamanki Ukrayna Başbakanı’nın çok daha sonra yayımlanan yazılarından öğreniyoruz: İstasyondaki derece 170 dereceden 2700’e çıkmış, ikinci ve çok daha büyük bir patlama bekleniyormuş. Ama yaşanmadı çünkü kritik nokta 3000’di. Biz bunu bilmeden orada çalışıyorduk.

Mykola Bakieiev: Helikopterler reaktörlerin üstüne kurşun, kum vs. atıyordu. Helikopterdeki ölçme makinaları 1200’ün üstünde röntgen gösterdiğini görüyordum. Jurij de yerde 135 röntgenlik bölgede bir kaç saniye bulunup oradan hemen uzaklaştığını söylüyor. Özel araçlar vardı, kurşunla kaplı. Onlar radyasyon dozunu ölçüyorlardı, biz o şekilde çalışıyorduk.  

O günler aklınıza geldiğinde sizi en etkileyen resim ne?

Jurij: Beni en derinden etkileyen sağda soldaki çocuk oyuncakları, çocuk arabalarıydı. Etrafta birkaç tane canlı hayvan görebiliyorduk ama onun haricinde her şey ölmüştü ve boş köyler duruyordu. Ağaçlarda elmalar vardı ama onların zehirli olduklarını biliyorduk.

Durumun vahametini ne zaman fark ettiniz?

Jurij: Tabii tehlikeli olduğunu biliyorduk ama tam boyutunu ancak bugünlerde anlıyoruz. İlk gün 15 röntgenlik doza maruz kaldım. İnsanları 25’in üzerinde çıkarıyorlardı. Bizim arkamızdan gelen araç arıza yaptı, hemen hastaneye kaldırdılar. Yaşayıp yaşamadıklarını bilmiyorum. Bizim orada bir program var, Çernobil’in yıldönümünde programa katılıp sağ kalan takım arkadaşlarımı bulmak istiyorum.

Mykola: Bir de işin ekonomik boyutu var. Çernobil’de ölenlere çok büyük tazminat veriyorlardı. Ve devlet bunu ödemek istemediği için pek çok insana Çernobil yüzünden ölmedi denildi. Sekiz kişiden birinin ölümünü Çernobil’e bağlıyorlardı. Gerçeğe bakmak gerekirse 8’le çarpmak gerekiyor bu rakamı. Benim tanıdığım Çernobil’de ölen 175 kişiden sadece 22’si bu tazminat parasını aldı.  

Tahliye memurlarından kaç kişinin öldüğü de muamma?

Dr. Angelika Claussen: En az 125 bin ölü var. Mesela Moskova’da ölen tahliye memurlarına otopsi yapılmış. Birinci sebep felç ve beyin kanaması, ikinci kanser. Kanserden çok kalp krizi ve felç görülüyor. Çünkü radyasyon direkt kalp damarlarının üzerinde bir değişiklik yapıyor ve organları etkiliyor. Kanser sonra gelen bir hastalık.

 Siz Fukuşima’ya da gittiniz. Nükleer bir sızıntı ve patlamanın boyutları bizim tahayyül edebildiğimizden çok daha büyük, değil mi?

Dr. Claussen: İnsanlar sanıyor ki bir kaza oluyor ve sonra bitiyor. Ama radyasyon önce düşük düzeyde başlıyor, sonraki nesillerde katlanarak artıyor. Tasfiye işçilerinin çocukları hastadır. Biz buzdağının yüzeyini görüyoruz. Acısı sonra çıkacak bir teknolojiden bahsediyoruz. Fare ve sıçan gibi memeli hayvanlarda yapılan araştırmalarda radyasyona maruz kalan hayvanlarda 10. Kuşağa kadar kanser vakaları arttığı keşfedildi. 10. Kuşaktan sonra bir patlama oluyor. Biz Çernobil’de hala birinci kuşaktayız.

800 bin memur görevlendirildi

Felaketten sonra 800 bin tasfiye memuru görevlendirildi. Memurlar, canları pahasına santraldeki yangını söndürdüler. Radyasyona maruz kalan çevre köylerde yaşayan vatandaşların ve binaların temizlenmesinde etkin rol oynadılar. Yerel halkı ve hayvanları başka bölgelere tahliye ettiler. Radyasyona karşı korumaları olmayan tasfiye memurlarının günümüzde çok büyük bir kısmı engelli olarak hayatlarına devam ediyor. Pek çoğu ise genç yaşlarda hayatını kaybetti.

‘Pandora’nın kutusunu açtık’

Siz büyük bir trajedi yaşadınız, yaşıyorsunuz. Buradakilere bir şey söylemek istiyor musunuz?

Nina Janchenko: Ben tabii ki size nükleer istasyon kurun ya da kurmayın diyemem. Çernobil’deki istasyonun olmadığı zamanı hatırlıyorum. Elektrikler arada kesilebiliyordu, daha sonra atom reaktörü kuruldu ve elektrik kesilmemeye başladı. Ama sonra her şeyimizi kaybettik. Her sene oraya gidiyorum ve olayları hatırlıyorum.

Jurij: İnsanlar tabii ki teknolojiden yararlanacak ama Pandora’nın kutusunu bir kere açtık. Atom enerjisini kullanmaya başladık. Bunun kurbanı olabiliriz; kısmen olduk, olmaya da devam ediyoruz. Atom enerjisi öyle bir şey ki, yaşandıktan sonra etkisi binlerce yıl sürüyor. Çernobil faciasının suçunu tamamen orada çalışanlara attılar. O dördüncü reaktör özel bir reaktördü. Orada savaş amaçlı plütonyum zenginleştiriliyordu. Ve bir bakıma laboratuvar gibiydi orası. Ve insanlar isteklerinin dışında o bölgede yaşıyorlardı; seçimleri, bilgileri yoktu. Ve eğer gerçekten de Çernobil insan faktörüne bağlı bir facia ise Fukuşima’yı örnek alabiliriz. Orada teknolojik gelişim, iş ve insan disiplini çok yüksek düzeyde. Tüm önlemlere rağmen bu olaylar yaşanabiliyor.

Dr. Claussen: Fukuşima olduktan sonra Japonya’daki atom santralleri kapandı. Almanya’da Fukuşima’dan sonra 17 santralinden 8’ini kapattı. 2000’den sonra yenilenebilir enerjiye yüklendik. Elektriğimizin %25’i rüzgar ve güneşten geliyor. Nükleer santraller, dünyada enerjinin %2’sini üretiyor. Alternatif varken ne gerek var?

Yüzde iki gibi bir orandan bahsediyorsak bu kadar pahalıya mal olan nükleer santrallerin başka bir işlevi olabilir mi?

Dr. Claussen: Atom santralleri bulunan bütün ülkeler, “teknolojiyi öğrenelim”, “silah yapma potansiyelini elimizde bulunduralım” diyerek yola çıktı. Almanya’da 1950’li yıllarda Strauss nükleer santraller için kampanya yaptı: Güzel enerji yaratmak için değil, silah gücü için. Bu çok pahalı bir yatırım. Hiçbir sigorta şirketi sigorta yapmak istemiyor. Bir kilovat saati 2 Euro’ya geliyor. Yenilenebilir enerjiler 10 cent civarında. Hâlâ ne olacağı belli değil. Depolar, radyasyondan dolayı harap oluyor. Harap olmayacak depo yok.

Kaynak: Milliyet