Gaziemir’de radyoaktif atık bertarafına ÇED onayı! Peki ya şeffaflık?

Türkiye, nükleer santral sahibi değilken bile adı “Ölümlü nükleer kazalar listesi“nde yer alan bir ülke, hatta 2014 yılından beri de nükleer bulaşıklı atıklarla ve bunların nasıl berataraf edileceğiyle ilgili olarak başı dertte. Maalesef, Türkiye genelinde bir klasik haline gelmiş olduğu üzere gerek devlet, gerekse şirket yetkililerinin vurdumduymazlığıyla Gaziemir’de de nükleer atıkların bertarafı ve temizliği konusunda ilklere imza atılıyor.

Radyoaktif temizliğe ÇED onayı!
Bu konuda en son örnek Gaziemir ‘de Aslan Avcı Kurşun Fabrikasının müteahhidi olan ve nükleer atıkların beratarafı için görevlendirilen Turanlar Atık Yönetimi Geri Dönüşüm Çevre özel Sağlık Hizmetleri ve Enerji Nakliyat Tic. A.Ş. ‘nin Radyoaktivite Bulaşmış Atıkların Fiziksel Yöntemlerle Ayıklanması, Sahanın Temizlenmesi ve Elde Edilen Kurşunun Geri Kazanımı projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunduğu Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu ‘nun sivil toplumun itrazları dikkate alınmadan salt İnceleme Değerlendirme Komisyonu’nun yaptığı incelemeye göre 10 Ağustos 2017 tarihinde onaylanması oldu.

Sivil toplumun gücü!
Hatırlayacağınız gibi Gaziemir’de Aslan Avcı Fabrikası’nın 70 dönümlük arazisi içindeyaklaşık 100 bin ton radyoaktif atığın gömülü olduğu ilk olarak 2007 yılında tespit edilmiş ancak konu 2012 yılında bir gazetecilik başarısıyla gündeme getirilince kamuoyunun bilgisi dahilinde olmuştu. Bu konuda detaylı bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz. 2014 yılında nükleer atıkların ekolojik yaşama ve çevre sağlığına zarar verdiği yönündeki şikayetlere istinaden hukuk mücadelesinin başlatılması ise hem Gaziemir’in mağdur halkına moral vermiş hem de meselenin toplumsal olarak sahiplenildiğini, göstererek, sorunun giderilmesi yönünde sorumlu tarafların tayin edilmesini sağlayan bir milat olmuştu. Türkiye, hukuki sürecin başlamasından itibaren konuyu Davacı Vekil Arif Ali Cangı’nın açıklamaları üzerinden takip etti. Nükleer bulaşıklı atıkların gelişigüzel bartaraf edilmeye çalışılması hatta mahalle sakinlerinin tepkisinden çekinilerek kazıya ve öğütme işlemlerinin gece yapılması bardağı taşıran son damla oldu. Nihayet Av. Cangı’nın da katkılarıyla sivil toplum bu aşamada ağırlığını ortaya koyarak nükler atık bertarafının ÇED alınarak yapılması için kampanyalar başlattı. Neticede radyoaktif temizliğin çevre sağlığının tehlikeye atılmadan ÇED alınarak yapılması yönünde İzmir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü ile İzmir Valiliği’ne sivil toplum tarafından talepler iletildi.

ÇED’e itirazlar dikkate alınmadı!
Radyoaktif temizliğin ÇED alınarak yapılması kararı verilince Halkın Katılımı toplantılarına sivil toplum içinden bağımsız bilim insanlarının, teknik uzmanların iştirak ederek görüşlerini ileteceği bir komite kuruldu. Ancak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı nezdinde gerçekleştirilen “Halkın katılımı toplantısı” ile İnceleme ve Değerlendirme(İDK) toplantısının ilkine katılım sağlanmışsa da Davacı Vekil ve toplantının katılımcılarından EGEÇEP temsilcileri ÇED’e yönelik görüşlerini ve itirazlarını beyan ettikleri gibi toplantıdan çıkarıldı.Daha sonra tutanakların kendilerine gönderilmesini isteyen Halkın katılımı toplantısı temsilcileri bir de özel hayatla hiç bir alakası olmamasına rağmen “özel hayatın gizliliği” ibaresi altında süreçten dışlandı ve toplantı tutanakları istemelerine rağmen kendilerine gönderilmedi. Bu gün gelinen noktada ise Gaziemir’deki nükleer bulaşıklı atıkların bertarafına yönelik olarak düzenlenen Halkın Katılımı Toplantısı’nda sivil toplumun itirazları dikkate alınmadan ÇED’i onaylanmış bir uygulama süreciyle karşı karşıyayız.

Valilik bünyesinde oluşturulacak izleme ve denetleme komisyonuna girerek toplantılara katılım sağlamak önemli!
Radyoaktif atık ayrıştırmanın şehir dışında başka bir tesiste yapılması, nükleer atıkların geri kazanımına öncelik verilmesi yerine bilimsel metodlarla radyoaktif temizliğin yapılması gibi şartların ihlali radyoaktif kirliliğin yayılması demek olacağı üzere, sivil toplum süreci yakından izleyebilir, hesap sorabilirse arazi içindeki bertaraf faaliyetlerin şeffaf bir şekilde yürütülmesi mümkün olabilir. Zira her konuda olduğu gibi nükleer atıkların bertarafında da sivil toplumun, konuyu gündemine aldığı, izlediği ölçüde sorumlular kontrollü faaliyetler içerisinde bulunabilecek.

Bu bağlamda okuyucularımıza mesaj vermek gerekirse, bu aşamadan sonra bağımsız bilim insanlarının, mahalle temsilcisı ve olayı başından beri takip eden Egeçep temsilcisinin İzmir Valiliği bünyesinde oluşturulacak İzleme Denetleme Komisyonu’na katilmasına izin verilirse yaşamsal risklere maruz kalınmasının önüne geçilebilir.

Bu sürece katkı koyabilecek bağımsız uzmanlar ve bilim insanları bir e posta ile kendilerini tanıtabilir.

Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)