Genel izleyici olma, ses çıkar - Pelin Cengiz

Nükleer enerji bir ülkede siyasi bir tercih konusu değildir, olamaz da. Ancak, Türkiye’de nükleer santral ile ilgili sürece genel olarak baktığımızda, meselenin ülkenin enerji açığına yönelik bir yatırım arayışından çok siyasi bir tavır hâline geldiğini görüyoruz. Nükleer santral, ısrarlı şekilde enerji arzında çeşitlilik yaratmak gibi bir gerekçeye dayandırılsa da pekâlâ, AKP hükümetinin kullandığı bir siyasi simge hâlini çoktan aldı bile. Japonya’da meydana gelen Fukushima kazası sonrası, nükleer santral sahibi ülkelerde nükleere karşı oluşan toplumsal direncin, siyasetçileri bu alanda adım atmaya ittiği doğrudur ancak, burada alınan kararların nükleerden çıkışa yönelik olduğunu hatırlamak önemli. Bizde de iktidarın tahakkümcü politikalarına malzeme olarak kullanılıyor.

Nükleer enerjinin, elektrik enerjisi açığını kapatmak için olmazsa olmaz olarak sunulduğu, en son teknolojiye sahip olacağının dillendirildiği, hükümet eliyle Akkuyu’ya yapılacak santralin her derde devaymış gibi piarının yapıldığı günlerden geçiyoruz. İşte tam da bu noktada eğer nükleer enerji konusunda hâlâ aklınızda sorular varsa ve tereddüt içindeyseniz, size çok yeni bir oluşumdan bahsetmek isterim. Artık nükleer enerji konusunda gelişmeleri takip edebileceğiniz Türkçe olarak yayınlanan www.nukleersiz.org sitesi var.

Nükleer enerji tartışmalarının kamuoyunda genellikle yer bulması nükleer kazalar etrafında oluyor. Nukleersiz.org sitesinde geçmişteki kazaların nasıl meydana geldiği ve yarattığı etkilerle ilgili ayrıntılı bilgiler mevcut. Hafızalara en fazla yer etmiş kazaların hatırlatıldığı sitede dikkat çekilen en önemli konuların başında, kazaların meydana geldiği nükleer santrallerin her birinin yapımı sırasında, o dönemin en ileri teknolojisi kullanıldığının iddia edilmiş olması.

Teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun kaçınılması mümkün olmayan risklerin her zaman var olduğuna Fukushima’da yaşanan kaza esnasında şahit olduk. Zaten herhangi bir kaza olmasa da nükleer atıklar başta olmak üzere nükleer santraller pek çok önemli riski bünyesinde barındırıyor. Nukleersiz.org’da bu konuya ilişkin de gayet tatmin edici bilgi var. Kaldı ki, Japonya’daki kaza sonrası yetkililerin radyasyona maruz kalan bölgelerdeki ölçümleri nasıl olduğundan daha az göstermeye çalıştığını görmüştük.

Nükleerle ilgili bu yeni bilgi kaynağından bahsettikten sonra EDAM’ın (Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi) nükleerle ilgili ikinci raporu “Nükleer Enerjiye Geçişte Türkiye Modeli” başlıklı çalışmasına değinmek istiyorum. Rapor, Akkuyu nükleer santrali projesinin enerji birim fiyatı, yatırım finansman modeli ve güvenlik analizi gibi kamuoyu tarafından merak edilen parametrelerini ele almış. Raporda, ele alınan en hassas konuların başında Türkiye’nin nükleer riskleri idare etme kapasitesi geliyor. Türkiye’de nükleer santral kurulumuyla ilgili riskleri azaltacak hukuki ve kurumsal altyapının henüz oluşturulmamış olması en büyük sorun. Buna ek olarak uranyum zenginleştirmesi ve atık yönetimi konusunda herhangi bir stratejiye sahip değil. Her ne kadar raporun eleştirilebilecek boyutları varsa da raporda, bu noktalara atıfla şunların söylenmiş olması önemli: “Sadece finansal parametrelerle değerlendirildiğinde Akkuyu projesi Türkiye için avantajlı bir proje gibi görünmektedir. Ancak, bu parametrelerin özendirdiği davranış biçimleri ve Türkiye’nin denetim kapasitesinin yetersizliği de gözönünde bulundurulduğunda şirketim üstlendiği bir nükleer projenin emniyet ve güvenlik zaaflarının olması yüksek bir ihtimal olarak ele alınmalıdır. Burada temel sorun finansal değil kısa dönemde denetim için gerekli yasal ve beşeri altyapının bulunmaması, orta/uzun dönemde ise Türkiye’nin toplumsal mutabakata dayalı bir nükleer enerji politikasının olmamasıdır.”

Tüm bunlar bana Greenpeace’in nükleer karşıtlığı için kullandığı bir sloganı hatırlattı: “Genel izleyici olma, Değişime ortak ol!”

Taraf Gazetesi, 20 Ocak 2013