TAEK’e Soruyoruz: Radyoaktif bulutlar Türkiye’yi atlayarak mı ilerledi?

Normal şartlarda haberler, olaylar meydana geldikten sonra hazırlanır ve yayınlanır fakat bunun için herşeyden önce olaya dair bilgi toplamak gerekir. Meydana gelmiş olmasına rağmen onu haber yapacak olay niteliği yüklenemediği için ise şimdi olduğu gibi soruları haberleştirmek bir ihtiyaçtır.

İşte Eylül ayının sonu itibariyle Dünya kamuoyunu özellikle Avrupa’yı meşgul eden nihayet 22 Kasım günü kaynağı anlaşılan radyoaktif sızıntı ile ilgili olarak Türkiye’de yetkili merciiler tarafından bir açıklama yapılmadığı için biz de o soruları “haber” olarak yöneltiyoruz. Zira etki altında olduğu düşünülen Avrupa’da konuyu takip eden bilim insanları ve uzmanlar sayesinde Rutenyum 106 (Ru-106) izotopunun  Rusya, İtalya, Avusturya, İsviçre ve Almanya tespit edilmesi ve ölçüm karşılaştırmaları neticesinde radyoaktif sızıntının Rusya’ya ait Mayak Kullanılmış Yakıt Tesisi’nden olduğu anlaşıldı.

Peki Avrupa sınırına 30 kilometre mesafedeki tesisten yayılan radyoaktif bulutlar hangi rotayı izledi ve hangi zaman aralığında ilerleyerek İtalya’ya kadar ulaştı?


Radyoaktif bulutların izlemiş olabileceği olası Rota

Bu harita “openrussia” adlı bir siteden  ve radyoaktif bulutların izlemiş olabileceği  olası rotalardan birini  gösteriyor. Yani kesin net olarak radyoaktif bulutlar üzerimizden geçti iddiasında olamayız. Fakat sormak istiyoruz:

1)Türkiye’de radyoaktif izleme ve inceleme nosyonu taşıdığı düşünülen Türkiye Atom Enerjisi Ajansı (TAEK) radyoaktif izotopları tespit etme teknik alt yapısına sahip mi?

2)Radyaoktif bulutlara ilişkin herhangi bir bilgi edinildi mi? TAEK bilgi edindiyse bu bilginin kamuoyuyla paylaşılması gerekmez mi?

3)Yoksa web sitesinde Radyasyon Erken Uyarı Sistemi Ağı (RESA)’nın tanıtıldığı kısımda “radyoaktif bulutun geçtiği bölgeler boyunca zamana bağlı olarak radyoaktif maddelerin birikimi ve buna bağlı çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkiler hesaplanmaktadır” [1] açıklamasının yer aldığı TAEK’in bu yeterliliğe sahip olmadığını mı düşünmemiz gerekir?

4) Web sitesinin devamında “Ülkemizi etkileyebilecek düzeyde radyasyon sızıntısı olması durumunda uyarı verecek olan sistem havadaki gama radyasyon düzeyindeki artışın algılanması esasına dayanmaktadır” açıklaması yapmış olan TAEK,  Rusya ve Fransa’da kullanılmış yakıtların olduğunu ve bunların radyoaktif bulutlara yol açabileceği bilgisine hakim değil mi ya da bunu umursamıyor olabilir mi? Zira  Avrupa’da tespit edilmiş olan radyoaktif izotopun adı Rutenyum 106  ve bu madde nükleer atıklarda bulunuyor. Ölçümü ise kolay değil.

Nisan ayında Çernobil’in 31. yıl dönümünde  Türkiye’ye gelerek Akkuyu’da atıkların Rusya tarafından alınmayacağını , Rusya anayasasının 12. maddesinin böyle bir imkan tanımadığı açıklamalarında bulunmuş olan Nükleer Fizikçi Andrey Ozharovsky havadaki rutenyumun 100 metreküplük havanın pompalanmasından sonra filtrelerin ölçülmesiyle tespit edilebileceğini söylüyor. Yani Türkiye’den geçmiş olsa da  rutenyum ölçülmesini sağlayacak teknik altyapımız  bulunmayabilir.

Bu noktada, Ru-106’nın beta ve gama  izotopu olduğunu ve sağlık açısından olumsuz etkisinin bulunduğunu, özellikle solunum yoluyla alındığında ciddi sorunlara neden olabildiğini belirtelim.

Öte yandan üç nükleer santral projesi yapan Türkiye, Akkuyu nükleer santralinin kurulması için yer lisansı 1976’da alınmış bulunuyor.  Nükleer santralin kurulmasına itiraz olacağını öngörmüş olan siyasi iktidar da bu  kararını uluslararası anlaşmayla, projeyi anayasa üstü bir ilişkiler üzerinden yürütülecek şekilde tanıtmıştı . Projenin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) süreci itibariyle de sivil toplumun itirazlarının yok sayıldığı bir  tanıklık yaşandığı bilirkişi incelemelerinin nihai raporunda net olarak görüldü.  Nihayet Cumhurbaşkanı, Akkuyu ÇED İptal Davası’ndanbir gün önce “Nükleer santralin kurulmasına  karşı olanlar var, İsteseniz de istemeseniz de nükleer santral yapılacak” diyerek yargı karşısında tavrını ortaya koymuştu. Dolayısıyla tüm bu nedenlerle de  Ru sızıntısına dair  bilginin paylaşılması  da mümkün olmayabilir.

Bununla birlikte sözkonusu sızıntının kaynağının Rusya’nın Mayak  Kullanılmış Nükleer Yakıt Tesisini işleten Rosatom ve aynı Rosatom Türkiye’de Akkuyu NGS’yi kurması ve işletmesi kabul edilmiş onaylanmış firma olduğunu hatırlayalım. Hatta yine bu Rosatom, Akkuyu NGS’de kurulması onaylanan VVER 1200 tipi dünyada denenmemiş reaktörler üzerinde pilot çalışmasını yaparken bir de jenaratör arızası deneyimlemişti. Yine de Rosatom’u esas tarihe geçiren olay 29 Eylül  1957’de meydana gelen Mayak (Kyshtym) Nükleer Kazası idi.

Dolayısıyla  Misyonu yalnızca “Ülkemizin nükleer teknolojiden yararlanmasını sağlamada öncü olmak, nükleer alanda düzenleyici ve denetleyici faaliyetleri yürütmek[2] olan TAEK’ten  Rosatom gibi bir firmanın yol açabileceği maddi manevi zaiyatın takibini yapabilecek mi sorusunun cevabını da almak istiyoruz.

Referans

[1] http://www.taek.gov.tr/radyasyon-izleme/radyasyon-erken-uyari-sistemi-agi-resa.html

[2] http://www.taek.gov.tr/kurumsal/taek-in-vizyonu.html

*Bu konudaki takibimiz devam edecektir.

 

Haber: Pınar Demircan 

(Yeşil Gazete)