A
AECL : Kanada’nın devlet şirketi olan Atomic Energy of Canada Limited (AECL) 1952’de Kanada hükümeti tarafından Kanada’nın nükleer enerji işlerini koordine etmek üzere kuruldu. Şirket, 1955’de doğal uranyum kullanan ağır sulu reaktör modeli olan CANDU’yu geliştirdi. 1960’lardan 2000’lere dek AECL’nin CANDU tipi nükleer santral kurduğu ülkeler arasında Hindistan, Çin, Günay Kore, Romanya ve Arjantin sayılabilir. Halen 17’si Kanada’da olmak üzere 29 CANDU reaktör bulunmaktadır. Ciddi tasarım hataları olduğu için sık sık kapatılan CANDU reaktörler doğal uranyum kullanıldığı için atom bombası yapımında kullanılabilmektedir. Hindistan 1974’de bu sayede atom bomsaı ürettiği için Kanada bu ülkeye reaktör satışını durdurmak zorunda kalmıştır.
Ağır su : Kimyasal olarak normal suya benzeyen, ancak yapısında iki hidrojen atomu yerine hidrojenin iki kararlı izotopundan biri olan deuterium (ağır hidrojen) bulunan ağır su, bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaşlatıcı olarak kullanılmaktadır. Normal suda yaklaşık 4500 molekülden biri ağır su olduğu için 10 kilogram ağır su elde etmek için 50 ton su kullanmak gerekmekte ve bu işlem yaklaşık bir yıl sürmektedir. Maliyetine ve kıt bulunmasına rağmen ağır su nötron yavaşlatma gücünün normal sudan daha iyi olması ve soğurma özelliğinin daha az olması nedeniyle yakıt olarak doğal uranyumun kullanılmasına olanak verir. Ağır sulu reaktörler içinde en çok tercih edilen tip Basınçlı Ağır Su Reaktörleridir (PHWR Pressurized Heavy Water Reactor). Basınçlı Ağır Su Reaktörlerinin en yaygın olarak kullanılan tipi CANDU (Canadian Deuterium Uranium)’dur.
Ahmet Yüksel Özemre : Türkiye’nin ilk nükleer mühendisi olan Prof. Ahmet Yüksel Özemre 1935’te Üsküdar’da doğdu. 1954’te Galatasaray Lisesi’nden, 1957’de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik-Fizik Bölümünden ve 1958’de Fransa Nükleer Bilimler ve Teknoloji Millî Enstitüsü’nden mezun oldu. 1973’de profesör olan Özemre, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde ve İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1985’den 1987’ye kadar Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) başkanlığını ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) Türkiye temsilciliğini yapan Ahmet Yüksel Özemre, 26 Nisan 1986’da gerçekleşen Çernobil nükleer felaketi sırasında Türkiye’de radyasyon güvenliği konusunda en yüksek mevkide bulunuyordu. Çernobil’den kaynaklanan radyasyonun Türkiye üzerindeki etkilerini gizlemekteki ve radyasyonlu çayların piyasaya sürülmesindeki sorumluluğu nedeniyle ağır biçimde eleştirilen Özemre, “Benim halkım radyasyondan ne anlar?” diyerek çayda radyasyon olup olmadığını açıklamayı reddetmişti. 25 Haziran 2008’de ölen Özemre, hayatının sonuna kadar nükleer enerjiyi savunmaya ve Çernobil felaketinin sonuçlarını küçümsemeye devam etti. Konuyla ilgili Çernobil Komplosu ve Türkiye’nin Çernobil Çilesi adlı kitapları bulunan Özemre, Türkiye’de Kanada yapımı Candu reaktörlerinin kurulmasını savunuyordu. Özemre’nin nükleer enerji dışında tasavvufla ilgili de çok sayıda kitabı vardır.
Andrei Sakharov : Sovyetler Birliği’nin en ünlü politik muhalifi olan fizikçi Andrei Sakharov, 1921’de Moskova’da doğdu. Hidrojen bombasını geliştiren ekibin başı olan Sakharov, 1957’de nükleer patlamalardan kaynaklanan radyoaktif serpintilerin yarattığı sorunlar konusundaki sorumluluğunu sorgulamaya başladı. 1961’de Sovyetler Birliği’nin nükleer silah denemelerine devam etmesini Kruşçev nezdinde protesto etti. Sakharov, uyarılara rağmen protestolarını sürdürünce çalışmalardan el çektirildi ve izole edildi. Çalışmaları nedeniyle 1975’de “insanlık vicdanının sözcüsü” olarak nitelendirilerek Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. Ancak Sovyetler Birliği yönetimi ödülü almak için Oslo’ya gitmesine izin vermedi. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesini eleştirdği için 1980’de Gorki’ye sürgüne gönderilen Sakharov, ülkede yapılan adaletsizliklere dükkat çekmek için dört kez açlık grevi eylemi yaptı. 1986’da Gorbaçov tarafından sürgün cezası kaldırılarak serbest bırakılan Sakharov 1989’da Moskova’da öldü. Avrupa Parlamentosu 1988’den bu yana Andrei Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü vermektedir.
Arslan Eyce : 1936’da Mersin Silifke’nin Taşucu kasabasında doğan Arslan Eyce, Türkiye’nin ilk nükleer karşıtı aktivistidir. 1968 yılında Taşucu balıkçılık kooperatifini kurmuş ve 1972 yılında İçel Kooperatifler Birliği (İçkobirlik) Genel Başkanlığına seçilmiştir. 1976’da Taşucu yakınlarında bulunan Akkuyu’da nükleer santral kurulması çalışmalarına karşı Milliyet gazetesinden Ömer Sami Coşar ve Örsan Öymen’in desteğiyle Akkuyu nükleer santralına karşı harekete geçti. Arslan Eyce’nin Başkanı olduğu Taşucu Balıkçılar Kooperatifi, Köy Koop ve İÇKO Birlik Genel Kurulları’nda, “Akkuyu’ya Nükleer Santral Yapılmasına Karşıyız” kararının alındı. Arslan Eyce’nin İÇKO Birlik yayını olarak 1978 yılında yayınladığı “Akdeniz’e Nükleer Saldırı” kitabıyla, Turhan Selçuk tarafından çizilen nükleer karşıtı afişler basılarak yörede dağıtılması, Örsan Öymen’in Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde sürekli Akkuyu’yu işlemesi sonucunda yöredeki tüm demokratik kitle örgütleri ve TMMOB gibi ulusal çapta örgütlü olan belli başlı kuruluşlar konuya sahip çıkmaya ve tartışmaya başladılar. Bu çalışmaların sonucunda 5 Haziran 1978 tarihinde, “Akdeniz Kıyısı Belediye Başkanları” Mersin’de bir toplantı düzenleyip, yörelerinde nükleer santral kurulmasını protesto ettiler ve “Nükleer santrallerin, yurdu hammadde bakımından süper devletlere bağımlı kılacağını ve yöre halkını göç etmeye zorlayacağını, Akdeniz’i kirleteceğini” söylediler. Arslan Eyce, 1992 yılında Taşucu Eğitim ve Doğal Hayatı koruma Vakfını kurmuş, 1995 yılında da kendisine ait Ampfora ve Tarihi eser koleksiyonunu vakfa bağışlayarak Ampfora Müzesini kurmuş, 1997 yılında Kültür ve Turizm bakanlığı Müzeyi resmi Müze statüsüne alarak Arslan EYCE Ampfora Müzesi olarak onaylamıştır.
Ausgestralth : Almanya’da Hamburg merkezli antinükleer kuruluşun ismi bitişik yazıldığı zaman “yayın”, aus gestralth şeklinde ayrı yazıldığı zaman “radyasyondan çıkış” anlamına gelmektedir. 2005’de radyoaktif atıkların taşınmasına karşı kampanya yürüten X-tausendmal quer aktivistleri tarafından kurulan .ausgestralth, 2008’de yerel girişimlerin ve sivil toplum örgütlerinin bir araya gelmesini koordine ederek Almanya’daki nükleer karşıtı hareketi tekrar ateşlemeyi amaçlayan büyük eylemler organize etti. Halen http://www.ausgestrahlt.de/ web sitesiyle hem nükleer karşıtı bir bilgi ve haber kaynağının yayınını, hem de eylemlerin birbiriyle iletişimini sürdürmektedir.
C
Can Yücel : Şair Can Yücel, 1926′da İstanbul’da doğdu. Hasan Ali Yücel’in oğludur. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. 1958’de Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Bodrum’da turist rehberi olarak çalıştı. Ardından bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını İstanbul’da sürdürdü. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu evlilikten iki kızı (Güzel ve Su) ve bir oğlu (Hasan) oldu. Son yıllarında Datça’ya yerleşti ve her hafta Leman, her ay Öküz dergilerinde yazıları ve şiirleri yayımlandı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel`e hakaretten yargılanan Yücel, 18 Nisan seçimlerinde ÖDP`nin İzmir 1. sıra milletvekili adayı oldu. 12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça’ya gömüldü. Ünlü şair Can Yücel’in 1990’larda yazdığı Nükleer Desantralizasyon başlıklı şiir, Türkiye’de nükleer karşıtı hareketin simge şiiir haline gelmiştir. Şiir daha sonra Tahir Öngür tarafından bestelenmiştir. Nükleer Desantralizasyon !
Nükleer Santrallere son !
Diye höykürürken her iklimden
Yarının Çernobil şehitleri
Three Miles Island gazileri,
Siz bre nalçın ağızlılar
Kurtlanmış patates suratlılar
Nefesi kükürt kokanlar
Şapkası boktan kaptanlar
Hallaç osuruğu hatunlar
Akkuyu’ya radyasyon işemeye kalkanlar
Kalın kafanıza dangetsin ki
Hormonlu domates gibi bebeler istemiyor bu millet
N
Nükleer Atıklar:
Radyoaktif atıklar, doğal veya insan yapımı sayısız nükleer işlemden “geriye kalan” maddelerdir. Adından da anlaşılacağı gibi, tümü çeşitli derecelerde ve yoğunluklarda radyoaktiftir. Hem radyoaktiviteleri hem de kimyasal toksisiteleri nedeniyle tümü sağlık ve çevre üzerinde olumsuz etkilere sahiptir ve bu nedenle, bazı durumlarda on binlerce ila yüz binlerce yıl boyunca, kalıcı ve sorumlu bir şekilde çevreden uzaklaştırılmaları gerekmektedir.
Nükleer atıkların tasnifi genel olarak düşük dereceli nükleer atıklar/low level nuclear waste (LLW), Orta dereceli atıklar/Intermediate level nuclear waste(ILW) ve yüksek dereceli nükleer atıklar /High level nuclear waste(HLW)olarak yapılır.
Düşük seviyeli atıklar, radyoaktif madde ile kirlenmiş veya nötron radyasyonuna maruz kalarak radyoaktif hale gelmiş maddeleri içerir. Bu atıklar genellikle kirlenmiş koruyucu ayakkabı kılıfları ve giysiler, silme bezleri, paspaslar, filtreler, reaktör suyu arıtma kalıntıları, ekipman ve aletler, ışıklı kadranlar, tıbbi tüpler, swablar, enjeksiyon iğneleri, şırıngalar ve laboratuvar hayvanı leşleri ve dokularından oluşur.Radyoaktivite, doğada bulunan arka plan seviyelerinin biraz üzerindeyken, nükleer santraldeki reaktör kabının iç kısımları gibi bazı durumlarda çok yüksek seviyelere ulaşabilir. Düşük seviyeli atıklar (LLW), ton başına 4 gigabekerel (GBq/t) alfa aktivitesi veya 12 GBq/t beta-gama aktivitesi aşmayan radyoaktif içeriğe sahiptir. LLW genellikle taşıma ve nakliye sırasında koruma gerektirmez. Çoğu LLW, sığ toprak gömülmesine uygundur ve hacmini azaltmak için genellikle bertaraf edilmeden önce sıkıştırılır veya yakılır.
Orta düzey atıklar ise daha yüksek miktarda radyoaktivite içerir ve genellikle reçineler, kimyasal çamur ve reaktör bileşenlerinden oluşur.
Yüksek seviyeli radyoaktif atıklar, nükleer reaktörlerin içinde meydana gelen reaksiyonların bir yan ürünü olarak ortaya çıkan yüksek radyoaktif maddelerdir. Yüksek seviyeli atıklar iki şekilde olabilir:
Bertaraf için kabul edildiğinde kullanılmış (tüketilmiş) reaktör yakıtı. HLW olarak kullanılmış nükleer yakıt, radyoaktivitesi ve ısı üretimi nedeniyle önemli zorluklar yaratmaktadır. Yakıt reaktörde artık etkili olmadığında, çıkarılır ve reaktör tesisinin yanına veya yakınına yerleştirilmiş su dolu soğutma havuzlarına yerleştirilir. Bu havuzlar, yakıtı soğutmak ve çevreyi radyasyondan korumak için kullanılır. Kullanılmış yakıtın radyoaktivitesi zamanla azalır, ancak binlerce yıl boyunca tehlikeli olmaya devam eder ve bu da sağlam ve kalıcı yönetim çözümleri gerektirir. Öncesinde ise geçici depolama tesisleri kurulur. Yani bunlar daha kalıcı bir çözüm bulunana kadar nükleer atıkların geçici olarak tutulduğu alanlar olarak hizmet vermektedir. Bu tesislerde genellikle atıkların çelik ve beton kaplara kapatıldığı kuru varil depolama yöntemi kullanılmaktadır. Geçici depolamanın avantajı, derin jeolojik depolama alanlarına kıyasla esnekliği ve nispeten daha düşük maliyetidir. Ancak, bu çözümlerin geçici olması, uzun vadeli bir çözüm olmadığı anlamına gelmektedir. Atıklar tehlikeli olmaya devam etmekte ve tesislerde sızıntı veya hırsızlığı önlemek için sürekli bakım ve güvenlik önlemleri alınması gerekmektedir.
HLW’nin bir diğer önemli kaynağı ise kullanılmış nükleer yakıtın yeniden işlenmesidir. Yeniden işleme, kullanılmış yakıttan plütonyum ve uranyum gibi yeniden kullanılabilir fisil malzemelerin kimyasal olarak ayrıştırılmasını içerir. Bu işlem, değerli malzemeleri geri kazanmanın yanı sıra atıkların toplam hacmini de azaltır. Ancak, yeniden işleme sonrasında kalan artık malzeme hala HLW’yi oluşturmaktadır. PUREX (Plütonyum Uranyum Redoks Ekstraksiyonu) süreci gibi gelişmiş teknikler, bu ayrıştırmayı kolaylaştırır ve dünya çapında bazı nükleer tesislerde uygulanmaktadır. Kullanılmış nükleer yakıt, fisyon süreci yavaşladığı için artık elektrik üretmede verimli olmayan bir reaktörden çıkan kullanılmış yakıttır. Ancak, bu yakıt hala termal olarak sıcaktır, yüksek derecede radyoaktiftir ve potansiyel olarak zararlıdır. Kullanılmış nükleer yakıt için kalıcı bir bertaraf deposu inşa edilene kadar, lisans sahipleri bu yakıtı reaktörlerinde güvenli bir şekilde depolamak zorundadır.
Kalıcı depolama öncesindeki ara depolamada paslanmaz çelik kapların deniz kıyısına yakın yerlerde depolandığında çukurlaşabileceği veya çatlayabileceği yönündedir. Ancak radyoaktif sızıntı için sadece kabın değil, aynı zamanda zirkonyum çubukların ve bunların içindeki yakıtın da korozyona uğraması gerekir. Dolayısıyla, bu tür korozyonun radyoaktivite salınımına yol açması olası değildir. Uzun vadeli bir depolama sahası, binlerce yıl boyunca nükleer atıkları depolamak için jeolojik ve toplumsal olarak kabul edilebilir olmalıdır.
Yüksek seviyeli atıklar, bozunma ısısı (>2kW/m3) nedeniyle kendi sıcaklıklarını ve çevrelerinin sıcaklığını önemli ölçüde artıracak kadar radyoaktif niteliktedir. Bunlar esas olarak nükleer reaktörlerin ve diğer nükleer süreçlerin yan ürünleri olan çeşitli radyoaktif maddeleri kapsar. Bu bileşenler, her biri HLW’nin tehlikeli doğasına toplu olarak katkıda bulunan farklı özelliklere sahip çok sayıda radyoaktif izotopu içerir. Öne çıkan izotoplar arasında Sezyum-137, Stronyum-90, Plütonyum-239 ve İyot-129 bulunur. Bu izotoplar, birkaç yıldan birkaç bin yıla, hatta milyonlarca yıla kadar değişen yarı ömürleri ile karakterize edilir. Bu radyoaktif elementlerin uzun ömürlü olması, HLW’nin çevre ve insan güvenliğini sağlamak için sıkı uzun vadeli yönetim stratejileri gerektirdiği anlamına gelir. HLW’nin kimyasal yapısı da kendine özgü tehlikeler yaratmaktadır. Genellikle sodyum, potasyum ve çeşitli halojenürler gibi aşındırıcı elementler içerir ve bu da depolama malzemelerinin bütünlüğünü tehlikeye atabilir. Ayrıca, yüksek radyotoksisite ve kimyasal reaktivite ile bilinen elementlerin varlığı, HLW’nin işlenmesi ve depolanmasının karmaşıklığını daha da artırmaktadır.
HLW’nin kritik özelliklerinden biri, radyoaktif bozunma süreci nedeniyle ürettiği önemli miktarda ısıdır. Bu ısı, depolama kaplarının bozulmasını önlemek ve sıcaklığın neden olduğu yapısal arızalarla ilişkili riskleri azaltmak için titizlikle yönetilmelidir. Isı çıkışını yönetmek için genellikle özel soğutma sistemleri kullanılır ve bu sayede atıkların depolama ve nakliye sırasında stabil kalması sağlanır.
Ayrıca, HLW’nin uzun ömürlü radyasyonu, her biri farklı zorluklar ortaya çıkaran alfa ve beta parçacıkları ile gama ışınlarını içerir. Alfa parçacıkları, en az nüfuz edici olmasına rağmen, yutulduğunda veya solunduğunda ciddi hasara neden olur. Beta parçacıkları, alfa parçacıklarından daha nüfuz edicidir ve canlı dokuları olası zararlardan korumak için koruma önlemleri alınmasını gerektirir. Yüksek enerjili gama ışınları, hava ve malzemelerden önemli mesafeler kat edebilir, bu nedenle maruziyeti en aza indirmek için önemli miktarda kurşun veya beton koruma gerektirir.
Sonuç olarak, yüksek seviyeli atıkların soğutulması ve yeterli koruma sağlanması gerekir. HLW, nükleer elektrik üretim sürecinde üretilen toplam radyoaktivitenin yüzde 95’inden fazlasını oluşturur. HLW, belirli radyonüklidlerin radyoaktivitesinin insanlar ve çevre için tehlikeli olmadığı kabul edilen seviyelere düşmesi için gereken süreye bağlı olarak, hem uzun ömürlü hem de kısa ömürlü bileşenler içerir. Bu uzun ömürlülük, yüksek radyasyon seviyeleriyle birleştiğinde, güvenli ve sürdürülebilir yönetim çözümlerine olan acil ihtiyacı vurgulamaktadır. HLW’nin etkin yönetimi, çevresel güvenlik ve halk sağlığını sağlamak için çok önemlidir ve bu da muhafaza, depolama ve bertaraf yöntemlerinde sürekli araştırma ve teknolojik ilerlemeleri gerektirmektedir.
HLW’nin Sağlık ve Çevre Riskleri
Yüksek Seviyeli Atıklar (HLW), yüksek radyoaktif yapıları nedeniyle önemli sağlık ve çevre riskleri oluşturmaktadır. İnsan sağlığı için en önemli risklerden biri, çeşitli akut ve kronik rahatsızlıklara yol açabilen radyasyona maruz kalmaktır. Yüksek düzeyde radyasyona akut maruz kalma, mide bulantısı, kusma ve yorgunluk gibi semptomlarla karakterize edilen radyasyon hastalığına yol açabilir. Düşük düzeylerde bile uzun süreli maruz kalma, iyonlaştırıcı radyasyonun hücre yapıları ve DNA üzerindeki zararlı etkileri nedeniyle kanser gibi ciddi sağlık sorunları gelişme riskini artırır.
HLW ile ilişkili çevresel riskler de aynı derecede endişe vericidir. Toprak ve su kaynaklarının kirlenmesi, özellikle HLW’nin muhafaza alanından sızması durumunda önemli bir tehdit olmaya devam etmektedir. Radyoaktif maddeler yeraltı sularına karışarak içme suyu kaynaklarını ve tarım arazilerini etkileyebilir. Bu kirlenme, radyoaktif maddelerin bitki ve hayvanlarda birikmesine ve sonunda insan besin zincirine girerek daha fazla sağlık etkisine yol açmasına neden olabilir.
Uzun vadeli ekolojik etkiler arasında ekosistemlerin bozulması ve çok çeşitli türlere zarar verilmesi yer alır. Radyoaktif kirlenme, doğal yaşam alanlarını değiştirerek flora ve faunayı etkileyebilir. Ayrıca, HLW’deki birçok radyoaktif izotopun yarı ömrü uzundur, yani binlerce ila milyonlarca yıl boyunca tehlikeli kalırlar ve bu da temizlik çabalarını ve ekolojik rehabilitasyonu zorlaştırır.
Yüksek Seviyeli Atıkların (HLW) yönetimi, radyoaktif maddelerin güvenli bir şekilde taşınması ve nakliyesini sağlamak için sıkı protokoller ve ileri teknolojiler içerir. HLW’nin etkili bir şekilde taşınması, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi yetkili uluslararası kuruluşlar tarafından belirlenen sıkı düzenleyici çerçevelerle yönetilen birkaç süreci içerir.
HLW’nin nakliyesi, olası kazalar, yangın ve radyasyon sızıntısı gibi aşırı koşullara dayanacak şekilde tasarlanmış özel konteynerler gerektiren kritik bir adımdır. Genellikle nakliye varilleri olarak adlandırılan bu konteynerler, radyasyondan kapsamlı koruma sağlamak için kurşun, çelik ve bazen beton içeren çok katmanlı bariyerlerle üretilir. Bu varillerin tasarımı ve testleri, güvenlik yönetmeliklerine uymak ve maksimum muhafaza verimliliği sağlamak için yakından izlenir.
Uluslararası kuruluşlar tarafından belirlenen düzenlemeler ve kılavuzlar, yüksek düzeyli atıkların güvenli şekilde taşınması uygulamalarının temelini oluşturur. IAEA, nakliye düzenlemeleri, atık yönetimi politikaları ve işçi koruma önlemlerini içeren kapsamlı güvenlik standartlarını belirler. Bu kılavuzlara uyum, zorunlu olmakla kalmayıp, yüksek düzeyli atıkların taşınması konusunda küresel güvenlik standartlarının korunması açısından da kritik öneme sahiptir. Bu düzenlemelerin sürekli olarak gözden geçirilmesi ve güncellenmesi, yeni teknolojik gelişmelere ve ortaya çıkan güvenlik sorunlarına uyum sağlanmasını garanti eder.
HLW için Uzun Vadeli Depolama Çözümleri
Yüksek Seviyeli Atıklar (HLW) için uzun vadeli depolama çözümleri, çevre ve kamu güvenliğini sağlamak için çok önemlidir. HLW’yi yönetmek için en önemli stratejilerden biri, derin jeolojik depolama tesisleridir. Bu tesisler, radyasyonu hapsetmek için kaya oluşumları gibi sağlam doğal bariyerler kullanarak radyoaktif atıkları yeraltının derinliklerinde izole etmek üzere tasarlanmıştır. Bu yöntem, seçilen alanların jeolojik istikrarını kullanarak, insan nüfusunu ve ekosistemleri tehlikeye atabilecek potansiyel sızıntılara veya ihlallere karşı uzun süreli güvenlik sağlar.
Bir başka yaygın teknik ise, kullanılmış nükleer yakıt ve diğer radyoaktif malzemelerin sağlam, çelik takviyeli beton kaplara yerleştirilmesini içeren kuru varil depolamadır. Bu variller, deprem veya sel gibi doğal afetler dahil olmak üzere zorlu çevre koşullarına dayanacak şekilde tasarlanmıştır. Kuru varil depolama, jeolojik depo gibi daha kalıcı bir çözüm bulunana kadar reaktör sahalarında sıklıkla kullanılan, uygulanabilir bir geçici çözümdür.
Kaynak: https://www.nrc.gov/ ;https://www.nuclear-power.com/; https://diversedaily.com/