Sinop Belediye Meclisi, nükleer santrale ‘hayır’ dedi

DCIM\101MEDIA\DJI_0077.JPG

Sinop Belediyesi’nin haziran ayı Meclis Toplantısı’nda Sinop’ta yapılması planlanan Sinop Nükleer Santrali görüşüldü.

4 Haziran’da yapılan toplantıda Sinop’a nükleer santralin yapılmaması ve nükleer silahların yasaklanması antlaşmasının desteklenmesi talebi görüşüldü. Oy çokluğuyla Nükleer Enerji Santrali’nin yapılmasından vazgeçilmesi ve nükleer silahların yasaklanması antlaşmasını destekleme çağrısının yapılmasına karar verildi.

“Sinop’ ta Nükleer Santral yapılmasını istemiyoruz ve Nükleer silahların yasaklanması anlaşmasını destekliyoruz” ifadelerinin kullanıldığı toplantının sonuç belgesinde şunlar ifade edildi:

Nükleer Silahların Yasaklanması Çağrısı 6 Ağustos 1945’te dünya atom bombası ile tanışmış ve o tarihten günümüze nükleer silahlar devamlı olarak gündem ve tehdit unsuru olarak hayatımızda yer almıştır. Nükleer güç caydırıcı bir güç olarak lanse edilmiş ancak günümüzde aktif bir tehdit unsuruna dönüşmüştür. Özellikle soğuk savaş döneminde artan bu tehdit unsuru Birleşmiş Milletler gündemine gelmiş ve Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması 7 Temmuz 2017 tarihinde kabul edilmiştir. 22 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte özellikle nükleer güç sahibi ülkeler başta olmak üzere 69 ülke bu oylama sürecine katılmamış ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi olan bazı ülkeler antlaşmayı tanımayacaklarını bildirmişlerdir.”

Meclis toplantısında ayrıca, Türkiye’nin de bu oylama dışında yer alan ülkeler arasında olduğu belirtildi. Ayrıca ülkede nükleer silahlara ilişkin tutumun değişmediği, antlaşmanın imzalanmadığı hatırlatıldı.

‘Şehrimiz derin endişe duyuyor’

Bu anlaşmanın yaygınlaşması ve dünyanın nükleer tehlikeden kurtulması için Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılmasına Yönelik Uluslararası Kampanya (ICAN) yürütüldüğüne dikkat çeken Belediye Meclisi, “Bu kampanyaya aslında nükleer silahların asli hedefi olan şehirler de dahil olmuş ve bu süreçte anlaşmanın yaygınlaşması için ülke yönetimlerine talepte bulunmuşlardır. ICAN Şehirlerinin Çağrısı olarak yürütülen çağrıya Paris, Bedin, Washington DC gibi başkentlerin yanında Hiroshima ve Nagasaki gibi bizzat bu tehdidin hedefi olmuş şehirler de katılmışlardır” dedi:

“Şehrimiz nükleer silahların dünya genelindeki topluluklar için oluşturduğu ciddi tehdit konusunda derin endişe duymaktadır. Vatandaşlarımızın bu tehditlerden arınmış bir dünyada yaşama hakkına sahip olduğuna inanıyoruz. Kasıtlı ya da kazara herhangi bir nükleer silah kullanımı, insanlar ve çevre için yıkıcı, geniş kapsamlı ve uzun süreli sonuçlara yol açacaktır. Sinop’ta yapılması planlanan İnceburun Nükleer Enerji Santrali başta olmak üzere; Mersin Akkuyu ve İğneada Nükleer Enerji santrallerini ve tüm dünyadaki Nükleer silahlar dünyamız için çok büyük bir tehdit oluşturmaktadır.”

Nükleersiz bir yaşam isteyen gençler anılacak

Sinop Nükleer Karşıtı Platform ise “Nükleersiz Bir Yaşam ” etkinliğinde 22 Temmuz 2006 tarihinde Karadeniz’de hayatını kaybeden Soner Balta, Öner Balta ve Güneş Korkmaz, ölümlerinin 18. yılında anılacağını duyurdu.

Anma bugün (22 Temmuz 2024 Pazartesi günü) saat 18.00’da gerçekleştirilecek.

Anma Programı şöyle:

1- Şehir kulübü (Soner-Öner-Güneş Yolu üzeri) önünde toplanma,
2- Saygı duruşu,
3- Basın açıklaması ve konuşmalar,
4- Denize karanfil bırakma,
5- Programın bitişi.

Bu haber ilk olarak Yeşil Gazete’de yayımlanmıştır

Fukuşima’da radyoaktif tehlike: Okyanus risk altında

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), Japonya’daki Fukuşima Dai-ichi Nükleer Santrali’nde biriken radyoaktif suyun okyanusa tahliyesinin ikinci denetlemesine başladı. Nükleersiz.org koordinatörü ve bağımsız araştırmacı Dr. Pınar Demircan, CGTN Türk’e verdiği röportajda teknik sorunlar ve çevresel endişelerle birlikte tahliye sürecinin risklerini vurguladı.

UAEA, Japonya’daki Fukuşima Dai-ichi Nükleer Santrali’nde (NGS) biriken radyoaktif atık suyun okyanusa tahliyesine ilişkin ikinci denetlemesine başladı. Bu durum, Japonya’nın 2011’de yaşanan nükleer felaketin ardından süregelen sorunların önemli bir parçasını oluşturuyor. Özellikle, 2023 yılından bu yana devam eden ve miktarı 1 milyon 350 bin tonu aşan radyoaktif suyun okyanusa tahliyesi, hem Japonya’nın iç politikası hem de uluslararası toplumun çevresel endişelerini körüklüyor.

Dr. Pınar Demircan, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Demircan, Japonya’nın radyoaktif suyun okyanusa tahliyesine ilişkin politikasını eleştirdi. Özellikle, radyoaktif suyun deşarjının bilimsel olarak okyanus ekosistemini ve insan sağlığını nasıl etkilediğine dair yeterli kanıt olmadığını vurguladı. Ayrıca, TEPCO’nun ve Japonya hükümetinin bu süreci sürdürme kararını UAEA’nın desteklemesini eleştirerek, “Bu durumdan yalnızca Japonya hükümetini sorumlu tutmak da mümkün değil, zira TEPCO’nun bu uygulaması UAEA tarafından destekleniyor.” İfadesini kullandı.

“Bu durum araçsallaştırılmaya başlandı”

Demircan, “Fukuşima’nın çevresel etkileri, uzun vadeli ve küresel boyutta önemli sonuçlar doğurabilir. Ancak, bu sürecin durdurulması veya değiştirilmesi için yapılan çağrılara rağmen, Japonya hükümeti ve TEPCO gibi ilgili kuruluşlar bu planı sürdürme konusunda kararlılar, bununla birlikte çevre ve sağlık uzmanları ile sivil toplum örgütleri, radyoaktif suyun okyanusa tahliyesinin çevresel ve insan sağlığı üzerindeki potansiyel etkilerini vurguluyor ve bu adımın geri alınması için çağrı yapıyor.” ifadesini kullandı.

Radyoaktif suyun deşarjının bilimsel olarak okyanustaki yaşamı etkilediği ve neden olduğu zararın kanıtlanmadan, radyoaktif suyun deşarjının durdurulamayacağını belirten Demircan, “Üstelik bu çerçevede, Çin gibi güçlü bir devletin radyoaktif suyun deşarjına itirazının politik kutuplaşmaya dayandırılması ve Çin’e yaptırım uygulama fırsatı gibi kullanılması bu durumun aynı zamanda araçsallaştırıldığını da gösteriyor.” dedi.

“Uluslararası toplumun da ortak çabası gerekli”

Fukuşima’nın çevresel etkileriyle ilgili endişeler, teknik sorunlarla da derinleşiyor. Demircan’ın ilettiği son alınan haberlere göre, nükleer santral tesisinde meydana gelen elektrik kesintisi, tahliye operasyonlarını geçici olarak durdurabilir veya aksatabilir. Ancak, teknik sorunların geçici çözümler yerine, tahliye planının tamamen terk edilmesinin gerekliliğini vurguluyor. Çünkü tahliye edilen suyun arıtma sürecindeki eksiklikler ve içeriğindeki radyoaktif maddelerin standartlara uymaması, çevre ve insan sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Demircan şu şekilde konuştu:

“Fukuşima’dan deşarj edilen radyoaktif suyun içeriği ve etkileri konusunda bağımsız bilim insanlarının yapacağı araştırmalar büyük önem taşıyor. Ancak, bu sürecin yönetilmesi ve çözüm bulunması, yalnızca Japonya’nın sorumluluğunda değil, uluslararası toplumun ortak çabalarıyla mümkün olacak gibi görünüyor. Aksi takdirde, Fukuşima’nın çevresel etkileri ve insan sağlığı üzerindeki riskler uzun vadeli ve kaçınılmaz olabilir.”

Demircan, tehlikeyi rakamlarla açıkladı

Bu yılın başlarında 7 Şubat tarihinde 40 dakika boyunca sınır kabul edilen 100 milyon bekerellik miktarın 20 kat üstünde 22 milyar bekerel sezyum 137 ihtiva eden 5,5 ton radyoaktif suyun arıtma prosesine sokulamadan toprağa sızdığını hatırlatan Demircan, “TEPCO tarafından standartların yüzde 67 düzeyinde dışına çıkan bu radyoaktif suda arıtılamayan 12,3 yıllık yarılanma ömrüyle besin zincirine karışması halinde 123 yıl ekolojik ve biyolojik risk teşkil eden tirityum ile carbon 14’ün, buna ek olarak stronsiyum 90 ve iyot 129 dahil 62 radyoktif nüklidin ikinci kez arıtmadan geçirilmesinin önerilmesi yönünde yapılan açıklamalar da arıtmanın sağlanamadığının ispatı.” ifadesini kullandı.

Fukuşima Nükleer Santrali’nde biriken radyoaktif suyun okyanusa tahliyesi, sadece Japonya’nın iç meselesi değil, tüm dünya için bir çevre ve sağlık meselesidir. Demircan, “Bu sürecin yönetimi ve sonuçları, uluslararası toplumun ortak çabalarıyla ele alınmalı ve çevresel etkileri en aza indirilmelidir. Aksi takdirde, Fukuşima’nın çevresel ve insan sağlığı üzerindeki potansiyel etkileri, uzun vadeli ve kaçınılmaz olabilir.” dedi.

Röportaj- Zülal ÇelikCGTNTurk (Çin Medyası), 26.04.2024

Sinop Nükleer Santrali’nin imar planına ilk dava açılıyor

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Sinop‘ta yapılmak istenen nükleer santral için önceki hafta askıya çıkarılan Nazım İmar Planı‘nın iptali için dava açılacağını duyurdu. 

Açıklamada, Türkiye’nin gerek elektrik üretimi gerekse arz güvenliği açısından bir nükleer santrale ihtiyacı olmadığının altı bir kez daha çizilerek, nükleer santral için gösterilen gerekçelerin “gerçeklerle bağdaşmadığı” hatırlatıldı. 

Sinop NGS’nin yapılacağı alanla ilgili “Sinop İli, Merkez İlçesi, Abalı Köyü, Sinop Nükleer Enerji Santrali Alanı’nın kara tarafına ilişkin 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı”, 13 Mart 2024’te Cumhurbaşkanlığı tarafından re’sen onaylanmış23 Mart 2024 tarihinde de Sinop Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü tarafından askıya çıkarılmıştı.

‣ Planlanan Sinop NGS alanı için imar planları yayımlandı

Böylece Sinop İnceburun alanının yalnızca nükleer santral sahası olarak kullanılabileceğine dair yasal prosedürü tamamlandı. 

Yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş ve rüzgâr potansiyelinin yüzde 90’ına yakınından faydalanıldığı ifade edilen EMO açıklamasında şunlar denildi:

“Bütün bu gerçekler ortadayken Nazım İmar Planı Amaç ve Hedef bölümünde daha önce Danıştay tarafından geri gönderilen ÇED raporunda yer alan ifadeler kullanılmaktadır. Nazım İmar Raporu açıklama raporunda Sinop İnceburun alanının nükleer santral alanı olarak imar planı yapılmasının gerekçesi olarak belirtilen tüm hususlar bugünkü Türkiye gerçekleri ile bağdaşmamaktadır. Bu gerekçelerin incelenmesi bu hususu daha açık olarak gösterecektir.”

‘Nükleerden üretilecek elektrik ucuz olmayacak’

Santrale ilişkin hazırlanan raporlarda Türkiye’de elektrik tüketiminin hızla arttığı ve bu nedenle elektrik üretimine ihtiyaç olduğunun söylendiğine ve elektrik tüketimi artışına örnek olarak pandemiden çıkış yılı olan 2021 yılı verildiğine dikkat çeken Oda şunları dikkat çekti:

“Bu örnek yanıltıcıdır ve Türkiye’de elektrik tüketiminin çok hızlı arttığı iddiası da doğru değildir. Türkiye Elektrik İletim A.Ş. 2022 yılı Elektrik İstatistikleri Raporu 57. sayfasında yer alan Türkiye Elektrik Üretimi ve Tüketiminin yıllara göre gelişimi cetveli incelendiğinde şu hususlar açıkça görülecektir; Sinop NGS yapılmasına gerekçe olarak bahsedilen elektrik tüketiminde hızlı ve yüzde 8 civarındaki artış, gerçeklerle bağdaşmayan; yanıltmaya ve gerekçe yaratmaya yönelik bir savdır. Nükleer santrallarda üretilecek elektriğin ucuz olacağı savı açık bir aldatmacadır ve Sinop NGS’nin yapılması için bir gerekçe olamaz.”

“Nükleer santrallerin alternatifleri vardır ve bunlar da çok net olarak güneş ve rüzgar santrallarıdır” denilen açıklamada, Avrupa’da birçok ülke elektrik üretimlerinin yüzde 100’ünü yenilenebilir enerjiden karşılama planları yaptığı hatırlatıldı.

Bu haber Yeşil Gazete’de 01.04. 2024 tarihinde yayımlanmıştır.